SEKTÖRDEKİ ÖRGÜTLER


Necati Yıldız
Mad.Yük.Müh.


Bu yazımın amacı madencilik sektöründeki örgütleri eleştirmektir. Yıllardan bu yana madencilik sektörünün kurulu örgütlerince “iyi temsil edilemediği“ görülmektedir. 2010 yılına gelindiğinde sektörü kimin temsil ettiği, devlet kurumlarının kimi sektör temsilcisi olarak muhatap alması gerektiği tartışılması gereken bir konu olarak ortaya çıkmaktadır.


Her ne kadar “demokrasi” denildiğinde akıllara “herkesin görüş ve düşüncelerini söylediği, ancak yönetenlerin kendi bildiğini okudukları” bir yönetim biçimi gelmekte ise de demokratik toplumlarda sivil toplum örgütleri demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Kişilerin ülke yönetimini bireysel olarak yönlendirmesi, fikir ve görüşlerini kitlelere iletmesi, toplumun bir ferdi olarak kişisel sorunlarına çözüm bulması doğal olarak güçtür.


Sivil toplum örgütleri üyelerinin sorunları, görüş ve önerileri, çalışmalara katılımları ve en önemlisi de maddi katkıları ile ayakta durmaktadır. Sektörde kurulmuş, belirli süre faaliyet göstermiş, sonra da kapısına kilit vurulmuş çok sayıda madencilik örgütleri mevcuttur.


Kurulmuş ve günümüzde varlığını sürdüren madencilik örgütlerine ve bu örgütlerin yönetimlerine baktığımızda;


İlk sırada 1948 yılında kurulmuş Türkiye Madenciler Derneğini görmekteyiz. Bu derneğin merkezi İstanbul’da olup sektördeki en köklü örgüttür. Uluslararası madencilik örgütleri ile de mesleki bağlantısı vardır.


6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ve Ana Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak kurulan kamu tüzel kişiliğine sahip "Maden Mühendisleri Odası", Anayasa'nın 135. Maddesinde tanımlanan, kamu kurumu niteliğinde 1954 yılında kurulmuş bir meslek kuruluşudur. Maden Mühendisleri Odasının asli görevlerinin başında; “Doğal kaynakların bulunmasında, işletilmesinde, sanayinin gereksinimine uygun olarak hazırlanmasında ve pazarlanmasında, ülke ve kamu yararı doğrultusunda madencilik politikaları üretmek, bu hedefe ulaşmak için gerekli görülen tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak, maden mühendisliği mesleğinin gelişmesi, üyelerinin hak ve yetkilerinin sağlanması, meslek onurunun korunması için gerekli çalışmaları yapmak” gelmektedir.


1986 yılında Ankara'da Türk seramik sektöründeki üretici kuruluşları bir araya getirmek amacıyla Seramik ve Refrakter Üreticileri Birliği kurulmuştur. Bu birlik günümüzde İstanbul merkezli faaliyetlerini sürdürmektedir.


Aynı yıl içinde ülke madenciliğini ve yeraltı kaynaklarını geliştirmeyi amaçlayan ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum,seminer teknik gezi gibi çalışmalar düzenlemek, bunlarla ilgili yayın yapmak, aynı amaçlar doğrultusunda bilimsel ve teknik araştırmalar yapmak, yaptırmak, yapılmakta olan çalışmaları desteklemek, öğretim üyesi, mühendis, tekniker, öğrenci vs. personelin eğitim ve çalışmalarına yardımcı olmak ve bunlara maddi olanaklar sağlamak, madenlerimizi ve yeraltı kaynaklarımızı değerlendirmek için çalışan kuruluşlara katkıda bulunmak amacıyla, İstanbul'da Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı kurulmuştur. Vakıf kurulduktan sonra sektörde söz sahibi konumuna gelmiş, bu konumunu da sürdürmektedir.


1990 yılında İstanbul’da Genç Maden İşletmecileri Derneği, ağırlıklı olarak İstanbul bölgesinde faaliyette bulunan kömür madencilerinin katılımı ile kurulmuştur. Bu dernek kurulduğu yıldan sonraki yaklaşık 10 yıl içinde madencilikle ilgili yayınları ve organizasyonları ile sektördeki en aktif dernek olma özelliğini daha sonraki yıllarda yitirmiştir.


Mermercilik ülkemizde sayıca en çok sayıda derneği barındıran sektör olup, dernekler bireysel olarak fazla etkin olamamış, bu dernekler birleşerek Bakanlar Kurulunun 13.11.2000/1633 sayılı kararı ile Mermer Doğaltaş ve Makinaları Üreticilerinin üst birliği olarak kurulmuştur. Bu Birlik üyeleri doğaltaş üretiminin %80’ne yakınını gerçekleştirmektedirler.


09.02.2001 2001/2055 Sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Ankara’da Madencilik Sektörü Başkanlar Konseyi kurulmuştur. Konsey bünyesinde 15’e yakın madencilik derneğini, işçi sendikası ve birliğini barındırmaktadır.


Agrega Üreticileri Birliği, kuruluş işlemlerini 12 Aralık 2001 tarihinde tamamlamış ve yurt genelinde örgütlenmeyi hedefleyen bir meslek örgütü olarak İstanbul’da kurulmuş ve faaliyetlerini sürdürmektedir. Ülkemizde agrega madenciliği sektör içinde üvey evlat muamelesi görmüş hala da görmektedir.


2005 yılında Agrega Üreticileri Birliği, Beton Katkı Üreticileri Birliği, Kireç Sanayicileri Derneği, Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği, Türkiye Hazır Beton Birliği, Türkiye Prefabrik Birliği bir araya gelerek “Yapı Ürünleri Üreticileri Federasyonu” nu kurulmuştur.


Altın Madencileri Derneği de altın madenciliğinin yaşadığı sorunları gündeme taşımak, bu sorunlara çözüm bulabilmek için 2006 yılında kurularak faaliyetlerine başlamıştır.


Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinde Madencilik Meclisi, Ticaret Odaları bünyesinde Meslek Komiteleri kuruludur.


Bir sektörde çok sayıda derneğin olması kuşkusuz örgütlenmenin gereğidir. Ancak sorun; bu örgütlerin asgari ortak çıkarlarda bile bir araya gelememesi, sektörün sorunlarını gerektiği şekilde dile getirip ilgili idareye iletememesidir. .


5177 sayılı Kanun sonrası madenciler yalnız kalmıştır. Kurulu örgütler sektör ile idare arsında gerekli diyalog kuramamış, madenci geneli ilgilendiren sorunlarının çözümü için bireysel olarak uğraşmak zorunda kalmış, çoğu sorunların çözümü yargıya havale edilmiştir. Bu dönemde idare hiçbir dönemde karşılaşmadığı sayıda dava ile karşı karşıya kalmıştır.


Son iki yıl içindeki sektördeki gelişmelere de göz atmakta yarar vardır. 14.Haziran.2008 tarihinde Maden Mühendisleri Odası Sektörde son dönemde yaşanan sıkıntıları da göz önüne alarak sorunların birlikte tespitini yapmak ve bunlara birlikte çözüm aramak ve çözüm önerilerini hep birlikte tartışma amaçları doğrultusunda, sektörde yer alan kamu kuruluşu, dernek, oda, vakıf, sendika ve üniversite temsilcilerinin katılımı ile MTA Marmaris Eğitim ve Dinlenme Tesislerinde " Madencilik Sektör Toplantısı " gerçekleştirilmiştir.


Sektör bileşenlerini temsil eden yaklaşık 50 kişinin katıldığı toplantıda; sektörün içerisinde bulunduğu sorunlar ortaya konulmuş, problemlerin çözülmesi ve sektörün ileriye gidebilmesi için çıkış yollarının beraberce bulunması ve bundan sonra yapılacak çalışmalarda birlikte hareket edilmesinin gerekliliği vurgulanmış, bu görevi de Oda üstlenmiştir. Ancak Oda’dan kaynaklanmayan nedenlerle bu birliktelik sağlanamamış, toplantıyı takip eden haftada herkes kendi yolunda gitmeye devam etmiştir. Madenciler kendi örgütlerini sorgulama yerine madencilikle ilgili sorunlarının çözümünde Oda’yı sorumlu tutmayı tercih etmişlerdir. Her şeye rağmen sektörde en disiplinli örgüt Maden Mühendisleri Odasıdır.


2008 yılında Türkiye Madenciler Derneği, Yurt Madenciliğini Geliştirme Vakfı, Gemad, Seramik Hammaddeleri Üreticileri Derneği, Agrega Üreticileri Birliği önderliğinde “Madencilik Platformu” adı altında bir çalışma başlatılmış, bu çalışmaların Türkiye geneline yayılması, sektör bileşenlerinin tümünün katıldığı bir sektörel hareket haline gelmesi ve bu sayede sektörümüzdeki sivil toplum kuruluşları arasındaki dayanışmanın en üst seviyeye ulaştırılması hedef alınmıştır. Bu kapsamda çok ciddi çalışmalar yapılmış 5-6.Mart.2009 tarihinde Ankara’da “Madencilik Platformu” düzenlenmiştir. Böyle bir platforma neden gerek duyulduğunu birileri açıklamalıdır. Ancak Platformun çalışmaların sonucunda her zamanki gibi “dağ fare doğurmuştur”.


Madencilik örgütlerinde de ülkemizdeki siyasi partiler ve diğer örgütlerde olduğu gibi “demokrasinin” olduğunu söylemek biraz zordur. Sektördeki örgütlere bakıldığında çoğunda yönetimleri ile tabanları arasında ciddi bir iletişim zaafının olduğu göze çarpmaktadır. Devletin kurumları ile iletişimi bu örgütler sağlamaktadır. Ancak bu örgütlerin tabanlarının sorun ve görüşlerin idareye ne kadar yansıttıklarını tartışmaya açmak gerekir. Bu örgütler gerçek olay ve sorunların her zaman gerisinde kaldığı gibi gündemi belirlemekte de yerersiz kalmışlardır. Bu konuda somut örnek olarak da İzin Yönetmeliğin iptalini vermek mümkündür. Sektör sorunlarını Ocak 2009-Mayıs 2009 arası 3.5 aylık bir süre içinde ortaya koyup çözümlerini ilgili idareye iletememiştir. Ocak 2009’da Anayasa Mahkemesinin kararı karşısında, gelişmeleri sadece seyretmiş, perşembenin gelişini çarşambadan görememiş, bu örgütlerin ilgisizliği nedeni ile madenciler 2009 yazını uyuyarak geçirmek zorunda kalmıştır. Sektör tabanının örgütlerine bu süre içinde ne yaptıklarını sormaları gerekmez mi? Bu gelişmelerin tek sorumlusunun sektörün kendisidir.


Madencilik sektörü her zaman kendini savunmak zorunda kalmaktadır. Sorunları ortaya koymak yerine, idarenin hazırladığı ve özellikle de idarenin kendi sorunlarını çözmeye yönelik kanun ve yönetmelik taslaklarının arkasında gitmeyi tercih etmektedir. Kısaca mevcut örgütlerin bu yapıları ile madencilik sektörünün sorunlarını çözebilmekten çok uzak görülmektedir. Zaten çoğu da madencilik sektörünün gerçek sorunlarını bilmemektedir.


Sektörde belirli aralıklarla düzenli olarak çıkan bir yayın organı yoktur. Çıkan yayın organları da madenciliğin sorunlarından öte madenciliğin magazinsel boyutunu içermektedir. Zaten çoğu da zamanın gerisinden gelmektedir. Bunları okuyan da yine madencilerin kendisidir. Web sayfaları da yayın organlarından farklı değildir. Bazı web sayfaları güncel bilgileri içermesine karşın kimi örgütün web sayfası bile yoktur. Olanların da bir kısmı 6 ayda bir sayfasını güncellemektedir.


Diğer taraftan da söz konusu örgütlerin yönetim kurullarına ve özellikle de yönetim kurulu başkanlarına baktığınızda sanki koltuklarına tutkalla yapışmışlar izlenimi vermektedir. Derneklerdeki yönetim biçimi ülkemizin siyasi yapısına, partilerin yönetim biçimine ve özellikle de lider yapısına çok benzeşmektedir. Maden Mühendisleri Odası Başkanı değerli meslektaşımızın da görevde kalma süresi olarak diğer madencilik örgütlerinin yönetim kurulu başkanlarına yetişme gayreti içinde olduğunu görmekteyiz.


Gelinen bu noktada sektördeki örgütler öncelikle iç muhasebelerini yapmalı, siyasi geçmişimizden gerekli dersi almalı ve uzun yıllardan bu yana yaptıkları görevi kanıksamış olanların koltuklarını genç dinamik kişilere terk etmelidirler.


Bir de ülkemizdeki madencilerin örgütlenmeye yaklaşımlarını incelemekte yarar vardır. Ülkemizde yaklaşık olarak 5.000’e yakın madencilikle uğraşan özel ve tüzel kişi olduğunu tahmin edilmektedir. Acaba bunların kaçı herhangi bir madencilik örgütüne üyedir? Çok iyi bir tahminle örgütlü madencilerin sayısı 500’ü geçmeyecektir. Peki bu kişilerin gerisi nerededir? Bir dernekte görev yaparken örgütlenme adına 300 kömür madencisinden telefon, faks ve mail gibi hızlı iletişim sağlayabileceğimiz bilgileri istenmiş, ancak 10’nundan yanıt alabilmiştik. Bir örgüte üye olanlar, üye oldukları örgütün kapsından kaç kez geçmiştir, örgütün adresini biliyor mudur, aidatını tam ödüyor mudur? Bütün bunları bir bütün içinde düşündüğümde kendi kendime; “böyle tabana böyle örgüt” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.


Meslektaşlarımızın durumuna baktığımızda durum farklı değildir. Bazı arkadaşlarımız zorunlu olarak Odaya üye olmaktadır. Çoğu aidatını ödememektedir. Ancak zor durumda kaldığında herkes günah keçisi gibi Odayı eleştirip suçlamaktadır.


Sektördeki örgütlerin madenciliğe bakışı da çok değişiktir. Altın madencileri için madenciliğin tek sorunu kendi sorunlarıdır, başkalarının sorunları onları ilgilendirmemektedir. Mermerciler zaten kendilerini madenci olarak görmemektedir. Agregacılar çoğu için madenci değil, doğa tahribatçısıdır, madenciliğe zarar vermektedirler. Olaya bu gözle bakanlara altın üretenlerle nikel üretenlerin çevreye olan etkisi ile agregacıların etkisini karşılaştırmalarını öneririm. Çimentocular için sorunları çözülmüştür. Yabancı borsa şirketlerinin amacı üretim yapmak olmadığı için bürokratik sorunlar onlar için zaten arayıp da bulamadıkları şeydir. Kömürcüler için en ciddi madencilik kömür üreticisi oomaktadır. Onlar için tek sorun Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve kömür satışıdır.


Sonuç olarak şu söylenebilir; “ayinesi iştir, kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe - i aklı eserinde” . Şu anda sektör ve sektördeki örgütler kendini ifade edememekte, dolayısı ile iyi temsil edilememektedir. Bunun kanıtı da madenciliğin şu andaki durumudur. Bu örgütlerin kendilerine boy aynasında bakma zamanı çoktan gelip geçmiştir. Devlet kamu kurum, kuruluş ve idarenin yapacakları tüm çalışmaları sektörün tabanını da açmaları gerekir. Böyle bir durumda da sektör tabanından ciddi katkı, görüş ve destek gelmesi beklenmese de ancak böyle bir durumda gerçek madencilik sektörünün görüşü alınmış olacaktır. (Ekim 2009)