Toplam 10 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Sıkıntılı Günlerde Biraz Tebessüm Fazla Olmaz Heralde:)

  1. #1
    Rmzn_Crm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    731
    İndirilme
    1
    Uploads
    0

    smile Sıkıntılı Günlerde Biraz Tebessüm Fazla Olmaz Heralde:)

    Yönetim Tanımları

    Ortada bir bebek vardır ve üretilmesi gerekiyordur. ...

    9 kadının, 1 bebeği 1 ayda doğurabileceğini söyleyen kişiye PROJE MÜDÜRÜ denir.

    1 bebeğin, 18 ayda ancak doğacağını söyleyen kişiye ÜRETİM MÜDÜRÜ denir.

    1 kadının, 1 ayda, 9 bebek doğurabileceğini söyleyen kişiye PLANLAMA MÜDÜRÜ denir.

    1 bebeğin üretim şeklinin ille de yanlış olduğunu söyleyen kişiye KALİTE KONTROL MÜDÜRÜ denir.

    Dünyada hiç kadın ve erkek kalmasa da o bebeğin kendini doğurabileceğini söyleyen kişiye PAZARLAMA MÜDÜRÜ denir.

    1 kadından, 1 bebeği, 1 ayda doğurmasını bekleyen kişiye GENEL MÜDÜR denir.

    9 bebeğin 1 ayda, 81 bebeğin ise 9 ayda doğabileceğini söyleyen kişiye ARGE MÜDÜRÜ denir.

    1 ayda, dokuz doğuran kişiye

    MEMUR denir.

    Bebek falan istemediğini söyleyen kişiye ise

    MÜSTERİ denir
    [B][COLOR="DarkRed"]Maden Yüksek Mühendisi

  2. #2
    Rmzn_Crm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    731
    İndirilme
    1
    Uploads
    0

    Standart

    Padişahın biri,

    - Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!

    demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;

    - Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.

    - Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..

    - Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..

    - Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..

    - Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!

    - Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.

    Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;

    - Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..
    [B][COLOR="DarkRed"]Maden Yüksek Mühendisi

  3. #3

    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    362
    İndirilme
    0
    Uploads
    0

    Standart

    Temel emri altındaki astronotları yanına çağırıp, ertesi gün çıkacakları Mars yolculuğu hakkında son talimatları verir ve bu zor yolculuğun öncesinde uyumak üzere evlerine gitmelerini söyler. Her iki astronot da, talimata uyup evlerine giderler. Dursun tam uyumak üzereyken telefon gelir. Arayan Temel'dir.
    "Alo, Dursun. Ben Temel. Uyudun mi?"
    "Henuz deyil."
    "Pen çok heyecanliyum. Uyku tutmadi. Sağa da uyarsa, penumle pirlikte içmeye ne dersun? Uzun sure içki içemiyeceğuz..."
    "Ok.
    Bir saat sonra Temel ve Dursun buluşurlar, bir bara girip içki söylerler. Barmen tam içkiyi verirken ikisine de dikkatlice bakar.
    "Hey men. Sizi tanıdım. Yarın Mars'a gidecek astronotlarsınız. Size içki verdiğim ortaya çıkarsa bir daha Dallas'ta ekmek yiyemem ben. Kusura bakmayın."
    Temel ve Dursun barmenle tartışmalarına rağmen o barda içki içemezler. Başka barlarda şanslarını denerler; ama TV proğramlarını sürekli izleyen barmenler onları her seferinde tanırlar ve içki vermeyi reddederler. Marketler de kapalıdır.Tam eve dönmeye karar verdiklerinde Dursun'un aklına bir fikir gelir.
    "Yahu Temel, pizum uzay roketine koyduklari yakitin kokusuni hatirlayi misun ayni viski gibiydi. Istiysen ondan icelum."
    Birlikte uzay üssüne girerler. Kontrol etmek bahanesiyle yakıt tankının yanına gelirler. Kimse şüphelenmez. Temel ve Dursun yakıt tankından aldıklari yakıttan birer ikişer kadeh içerler; sonra da evlerine giderler.
    Dursun tam uyumak üzereyken telefon çalar.. Arayan yine Temel' dir.
    "Alo Dursun. Yine pen.. Rahatsiz ettum ama kusura pakma. Sağa pi şey sormak istiyrum Karnin ağriyi mi?"
    "Heee... Hem de çok."
    " O zaman sakin yelleneyim teme, seni TOKYO'dan arayrum."
    Sinan DİNLER
    Mad. Müh.
    sinan.dinler@gmail.com

  4. #4
    Rmzn_Crm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    731
    İndirilme
    1
    Uploads
    0

    Standart

    Saolun sinan bey harikaymış


    Başkan Bush'un yeni talimatı:

    -Üzerinde resmim olan pul bastırdım, bundan böyle başkanlığın bütün mektuplarında bu pullar kullanılacak.

    Bir süre sonra görülmüş ki pullar zarfa bir türlü yapışmıyor.

    Başkan Bush küplere binmiş ve yetkiliyi çağırıp sormuş;

    - Üstünde resmim olan pullar yapışmıyor, arkalarına zamk sürmediniz mi?

    - Sürdük efendim, demiş yetkili ve eklemiş;

    - Yapışmamasının nedeni, herkesin pulun ön yüzüne tükürmesi....."
    [B][COLOR="DarkRed"]Maden Yüksek Mühendisi

  5. #5

    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    362
    İndirilme
    0
    Uploads
    0

    Standart

    İstanbul'da üniversitede okuyan genç kız Ankara'daki babasına telefon etmiş ve:
    "Baba, merhaba.. Ben Nurten...."
    "Ooooo. Güzel kızım benim. N'abersin bakalım?..."
    "Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla..."
    "Hayırdır? Bir sorun mu var?...
    Kız ağlamaya başlar; babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
    "N'ooldu kızım? Anlatsana..."
    "Murat evi terketti. Boşanmak istiyormuş..."
    "Ne evi lan? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?..."
    "Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya. Ben onunla evlendim."
    "İyi halt ettin. Neyse, artık yapacak bir şey yok. Versin mahkemeye, hemen boşanın..."
    "Boşanalım ama benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektigi çıplak fotograflarımı internetten herkese yollayacakmış...."
    "Püüh. Rezil... Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?"
    "Ama babacığım. O benim nikahlı kocamdı. Ne biliyim böyle bir şey yapacağını."
    "Peki. Olan olmuş artık. Yarın havale ederim parayı...Öğleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alıp yakarsın o kahrolası
    fotoğrafları..."
    "Sağol baba. Eeee. Şey....Bir de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var..."
    Adam artik iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
    "Kürtaj mı? Bir de hamile mi kaldın o çocuktan sen?..."
    "Aslında ondan değil... Zenci bir çocuk vardı..Zaten o yüzden ayrılıyoruz ya...."
    Adam bayılmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır:
    " Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmissin. Aman Allahım. Nedir bu basimiza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını..."
    "İstersen hemen dönebilirim babacıgım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü..."
    Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından asagıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir:
    "Okuldan mı atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktik?...Eh ulan? Sen hele bir gel buraya. Ben sana yapacagımı bilirim. Evden
    dışarıya adım attırmıyacağım sana. İlk isteyenle de evlendiricem...." "O iş zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce eşler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben..."
    "Allahım, çıldıracağım... Bir de cinsel hastalıklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
    "Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır..." Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır.
    "Hemen bu akşam dayını yolluyorum oraya. Seni alıp gelecek. Adresini ver bakayım..."
    "Mahmutpaşa Karakolu'ndayım... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında..."
    "Karakol mu?...Bir de karakola mı düştün layyynnn? Ne yaptın?...."
    "Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayip dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanına girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralık araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım..."
    Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime; adeta kahrolmuştur.
    Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya başlar:
    "Babacığım. Sakın üzülme. Bütün bunlar bir şakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım..."
    Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır:
    "Canın sağolsun be güzelim, boş veeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil,tatlı canın sağolsun senin...
    Konu sinan_dinler tarafından (18-07-2009 Saat 12:44 ) değiştirilmiştir.
    Sinan DİNLER
    Mad. Müh.
    sinan.dinler@gmail.com

  6. #6
    Rmzn_Crm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    731
    İndirilme
    1
    Uploads
    0

    Standart

    Mahallenin iki afacan kardesi tüm mahalleliyi biktirmis. Sürekli ana-babalarina sikayet geliyor mahalleliden. Kirilan camlarin, kuyruguna teneke baglanan kedilerin,lastigi indirilen arabalarin sorumlusu hep afacan kardesler.

    Ana-babasi usanip bu durumdan kilisenin papazina anlatirlar durumu ve yardim isterler. Papaz "gönderin çocuklari konusayim" der.

    Çocuklari gönderirler. Papaz önce büyük oglani çagirir. "Söyle bakiim evladim,Tanri nerede?". Çocuk susar. Papaz tekrar sorar:"evladim söylesene Tanrimiz nerede?". Çocuk susmaya devam eder. Papaz israrla sormaya devam eder, çocuk susmaya.. Sinirlenir Papaz,"konussana be çocuk nerde Tanri?".

    Çocuk aniden firlar,kiliseden kosarak kaçiyorken seslenir kardesine "kaçalim çabuk!". Eve giderler,odalarina çikip kapiyi iyice kapatirlar,küçük oglan sorar büyügüne "neden kaçiyoruz?" Büyük yanitlar:

    "iste simdi hapi yuttuk, Tanri kaybolmus bizden biliyorlar
    [B][COLOR="DarkRed"]Maden Yüksek Mühendisi

  7. #7
    Rmzn_Crm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    731
    İndirilme
    1
    Uploads
    0

    Standart

    John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği, ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan on üç ay önce Florida'da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti... Kitaptan değil, sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan... Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karakteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell. Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell New York'ta yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi gün de İkinci Dünya Savaşı'na katılmak için Avrupa'ya doğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki. Bir romantizm başlıyordu. Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı. Sonunda Blanchard'ın Avrupa'dan dönüş günü geldi çattı. İlk buluşmalarını ayarladılar... New York Tren İstasyonu'nda akşam saat tam 7'de. " Beni tanıman için" diye yazmıştı kız mektubunda, " ceketimin yakasında kırmızı bir gül takılı olacak." İşte saat tam 7'ydi ve Blanchard yüzünü daha önce hiç görmediği, ama kalbini sevdiği o kırmızı güllü kızı arıyordu. Hikâyenin gerisini Bay Blanchard'dan dinleyelim: " Birden genç bir kızın bana doğru yürüdüğünü farkettim. İnce ve uzun boylu, dalgalı sarı saçları o güzel kulaklarının önünden omuzlarına düşmüş... Çiçek rengi mavi gözlü. Dudaklarının ve çenesinin muntazam kıvrımları ve açık yeşil giysisiyle insana sanki baharın geldiğini müjdeleyen bir kızdı. Ben de ona doğru yürümeye başladım. O kadar etkilenmiştim ki yakasında gül olup olmadığına bakmak aklıma bile gelmedi. Ona yaklaşınca, dudaklarında hafif ve tahrik edici bir gülümsemeyle bana ' Benimle ayni yöne mi gidiyorsun, denizci?' diye fısıldadı. Neredeyse kontrolsüz bir şekilde ona doğru bir adım daha attım ve o anda Hollis Maynell'i gördüm. Kızın tam arkasında duruyordu. 40'ını çoktan geçmiş, grileşmeye başlamış saçlarını şapkasının altında toplamış... Şişmana yakın, kısa boylu, kalın bilekli ayakları topuksuz ayakkabılara gömülmüş. Kafamı çevirdim, yeşil giysili kız hızla uzaklaşıyordu. Kendimi ikiye bölünmüş hissettim; arzularım kızı takip etmemi, ta içimden gelen bir istek ise ruhu bir yıldır bana eşlik eden kadınla kalmamı söylüyordu. İşte orada öylece duruyordu. Solgun, kırışık suratı kibar ve duygulu, gri gözleri sıcaktı. Çekinmedim. Beni tanımasını sağlayacak mavi deri ciltli kitabı ona doğru tuttum. Bu aşk olamazdı, ama, mutlaka değerli, belki aşktan da güzel, çoktan beri minnettar olduğum ve olacağım bir arkadaşlık gibi bir şey olabilirdi. Kadını selâmladım, her ne kadar gizlemeye çalıştıysam da pek başaramadığım hayal kırıklığımı belli eden sesimle ' Ben Teğmen John Blanchard, siz de Bayan Maynell olmalısınız. Sizinle buluşabildiğim için çok mutluyum. Sizi yemeğe götürebilir miyim?' diye sordum. Kadının yüzüne bir gülümseme yayıldı: 'Neden bahsettiğini bilmiyorum delikanlı' dedi, ' ama şu az önce buradan geçen yeşil elbiseli kız bu gülü yakama takmamı rica etti benden ve eğer siz beni yemeğe davet edecek olursanız kendisinin sizi caddenin karşısındaki büyük restoranda beklediğini söylememi istedi. Dediğine göre bu bir çeşit sınavmış."
    [B][COLOR="DarkRed"]Maden Yüksek Mühendisi

  8. #8

    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    362
    İndirilme
    0
    Uploads
    0

    Standart

    Arabanın lastiği tam tımarhanenin önünde patlar. Adam arabayı kenara zor yanaştırır. Sonraki işlem malum...Kriko, stepne, bijon anahtarı ve tekeri söker. Ama söktüğü 4 adet bijon, yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, Bijonlar görünmüyor bile. Adam bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz kaldırıma çöker ve ne yapacağını kara kara düşünmeye başlar. Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, seslenir;
    - Ula salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
    -Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm ve ne yapacağımı düşünüyorum.
    -Düşündüğün şeye bak! Diğer lastiklerden birer tane bijon çıkar. Hepsi 3 bijonlu olsun. Ağır ağır gidersen seni, en yakın lastikçiye kadar idare eder.
    Adam hemen denileni yapar. Ve akıl hastanesindeki deliye seslenir:
    -Senin ne işin var tımarhanede? Ben akıllıyım, üniversite mezunuyum, üst düzey yöneticiyim bunu düşünemedim de sen delisin düşündün.
    Cevap müthiştir....
    -Akıllım, akıllım biz burada delilikten yatıyoruz kardeşim, salaklıktan veya geri zekalılıktan değil...!
    Sinan DİNLER
    Mad. Müh.
    sinan.dinler@gmail.com

  9. #9

    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Yaş
    63
    Mesajlar
    362
    İndirilme
    0
    Uploads
    0

    Standart

    3 Türk ve 1 Avrupalı arkadaş aynı arabada yolculuk ederken trafik kazasında ölürler. Öbür tarafta sorgu-sual sonucu cehenneme gideceklerine karar verilir. Cehennemin kapısında Zebani :
    - 'Türk cehennemine mi Avrupa cehennemine mi gitmek istersiniz?' diye sorar.
    Bizimkiler:
    -'Fark nedir?' diye sorarlar.
    Zebani:
    - 'Avrupa cehenneminde her gün bir kepçe, Türk cehenneminde her gün bir kova b.k yersiniz' der.
    Türkler:
    -'Biz Türk doğduk, Türk ölürüz ve Türk cehennemine gideriz' derler.
    Avrupalıysa uyanıktır, Avrupa cehennemini seçer .
    Aradan üç ay zaman geçer. Avrupa cehennemindeki adam artık kepçe kepçe b.k yemekten bıkmıştır. Arkadaşlarının durumunu merak eder, hallerini görmek için ziyarete gider. Oysa Türkler neşeli;halay çekerek,şen şakrak gülerek karşılarlar onu. Avrupalı dayanamaz sorar:
    -'Ben bir kepçe b.ku hazmedemezken siz her gün bir kova b.k yiyip nasıl bu kadar neşeli olursunuz?'
    - 'Oğlum, oğlum!!..' derler, 'Burası Türk cehennemi, bir gün b.k olur kova olmaz, bir gün kova olur b.k olmaz, ikisinin de olduğu gün görevli gelmez, anlayacağın,3 aydır bir b.k yemeden oturuyoruz!...'
    Sinan DİNLER
    Mad. Müh.
    sinan.dinler@gmail.com

  10. #10
    microfar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Yaş
    35
    Mesajlar
    150
    İndirilme
    0
    Uploads
    0

    Standart

    Paylaşım için teşekkürler
    Hepsi süpermiş....
    Ömer Faruk KAPUSIZOĞLU
    MADEN MÜHENDİSİ

Benzer Konular

  1. En Fazla Yatırım Madenciliğe
    Konuyu Açan: Rmzn_Crm, Forum: Güncel Maden Haberleri / Tüm Haberler.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 12-03-2012, 08:18
  2. Biraz Gülelim:) 2010' da Çıkması Muhtemel KPSS Soruları
    Konuyu Açan: Rmzn_Crm, Forum: KPSS - Kamu Personeli Seçme Sınavı.
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj : 24-12-2009, 11:14
  3. Amerikalıların İngilizce Konuşurken En Fazla Kullandığı 3000 Kelime
    Konuyu Açan: MiNeR, Forum: Konu Dışı - Off Topic.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 13-11-2009, 20:05
  4. Leibherr 904 Satılık İş Makinası Heralde daha ucuzu yok..
    Konuyu Açan: izzet10, Forum: Makina Alım - Satım İlanları - Purchase and Sell Machine.
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 03-03-2009, 20:10
  5. Lütfen Biraz Hassasiyet!!!
    Konuyu Açan: Ferromin, Forum: Tartışma - Fikir Alış Verişi - Discussion.
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 12-01-2009, 02:34

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
dolomit taşı
Single Sign On provided by vBSSO