Normandy'nin Altınları
Tahir Öngür, Jeoloji Y. Mühendisi
TMMOB JMO Altın Çalışma Grubu Üyesi
--------------------------------------------------------------------------------
Danıştay’ın kesin kararına karşı Başbakanlığın hoşgörüsü ile 1 yıllık deneme üretimi izni verilen Normandy AŞ Bergama-Ovacık’ta altın üretimini sürdürüyor. Bu deneme iznine ilişkin Sağlık ve Orman Bakanlıklarının izinlerinin yürütülmesi de bu ay içinde İzmir İdare Mahkemelerinde arka arkaya alınan kararlarla durduruldu. Yine de, belli ki İdare bu yargı kararlarının uygulanması için de bir aylık sürenin dolmasını bekliyor. Şirket de, böyle durumlarda hep yaptığı gibi kamuoyu oluşturma çabasına girişti. 16 Mart’ta Radikal’de çıkan bir habere göre “Normandy’nin bugüne kadar elde ettiği 4 ton 528 kilogram altın ve gümüşü, Türkiye’de ayrıştırılamayacağı gerekçesiyle ihraç etti. Mayıs 2001 de altın çıkarmaya başlayan firma, 10 ayda 2 ton 113 gram altın ve 2 ton 415 gram gümüş elde etti. Altın ve gümüşün birleşik halde bulunduğu “dore” kalıplarını İsveç’e gönderen firma, satışları 19 milyon dolar (yaklaşık 26 trilyon lira) elde etti. Normandy’nin Yönetim Kurulu Üyesi Orhan Güçkan, halen yürürlükte olan Maden Kanunu’na göre, yeraltından çıkarılan cevher için yıl sonunda bilanço karından %10 ödeneceğini söyledi. Güçkan, hükümetin hazırladığı yeni tasarı yasalaşırsa cevher çıkarıldığı anda vergisinin ödeneceğini söyledi.”
Güçkan’ın hesabına göre altının satış değeri yaklaşık 278 USD/ons.
Bergama-Ovacık tesisi için ne kadar yatırım yapıldığı, işletme giderlerinin nbe kadar olduğu, altının birim mal oluşunun ne olacağı ve dolayısıyla Şirket’in üretiminden ne kazanabileceği konusunda rivayet muhtelif. Oysa, bu işletmeden Devlet’e kalacak olan üretimin %5’I kadar tükenme payı ile bilanço kârının %5’i kadar vergi. Bu bakımdan, bunca tartışmaya neden olmuş olan bu işletmenin iç ekonomisinin açıklıkla bilinmesinde kamu yararı var.
İlk Yatırım Tutarı
İlk yatırım tutarının gerçek değeri nedir, tam olarak bilinmiyor. Başlangıçta 35.614.000 USD tutarında bir ilk yatırım bildiriliyordu. Bugün ise, 110.000.000 USD tutarında harcama yapıldığı beyan ediliyor.
Şimdilerde, Normandy AŞ’nin web sayfasının bir yerinde, 1998 sonuna kadar 100 milyon dolar harcandığı; aynı ortamdaki bir tabloda ise yatırım tutarının 70 milyon dolar olduğu belirtiliyor.
Şirketin 1993 yılında yaptırdığı bir çalışmada[1], Ovacık altın işletmesinin tamamının yurt dışı kaynakla finanse edileceği; bunun için Londra Barclays Bank/Frankfurt Dresdner Bank Konsorsiyumu’ndan 31 milyon dolar proje kredisi sağlandığı belirtilmektedir. “Geri kalan finansman ihtiyacı, Eurogold Madencilik AŞ’nin ortakları Avustralya kökenli Normandy Poseidon Ltd ile Kanada kökenli Metall Mining Corporation (Alman Metallgesellschaft AG’nin bir yan kuruluşu) tarafından karşılanacaktır. Projede yerli ortak yoktur.”
Bu çalışmayı yapan Prof Alkin’e göre, üretilecek yıllık 100’er bin ons altın ve gümüşün pazar değeri 37.3 milyon dolardır. Ancak, değinilen raporun hazırlandığı 1992 yılında altının 369 USD/ons ve gümüşün ortalama 4.5 USD/ons olan fiyatları, Aralık 2001 ayında 272 USD/ons ve 4.1 USD/ons’a düşmüş olduğundan, bu yıllık gelir toplamı artık (27.3+0.41 =) 27.7 milyon dolar dolayındadır. Bugün altının borsa fiyatı 290 USD/ons dolayında. Demek ki bu değer şimdi 30 milyon dolar dolayında. Bu değişim, işletmenin ekonomik yapılabilirliğini zaman içinde olumsuz yönde etkilemiş olmalı.
İşletmenin ekonomik yapılabilirliğini olumsuz yönde etkilemiş olan bir başka etken de ilk yatırım giderlerindeki artış olmuştur. Yöre halkının direnişi, Danıştay’ın kararı ve izinlerin iptali sonrasında, Eurogold-Normandy işletmede bazı iyileştirmeler yapmak zorunda kalmış ve ek yatırımlara gitmiştir. Kuşkusuz bu da, ilk yatırım giderlerini arttırmıştır. Bu artışın ne kadar olduğunu doğru ve güvenilir bir bilgiye dayanarak değerlendirme olanağı yok. Çünkü, Normandy bu konuda birbiri ile çelişen bilgiler vermekte; maliyete ilişkin bu çelişkili ve artan bilgiler de, şirketin tazminat isteme hazırlıklarına yorumlanmaktadır.
Bu şekilde, 1993’te tasarlanan yatırım tutarı olan yaklaşık 30 milyon doların yerine bugüne değin 110 milyon dolar harcanmış olduğu söylenmektedir. Durum böyle ise, işletme giderleri yok sayılsa bile, 8 yılda, bugünkü fiyatlarla 240 milyon dolar kadar olacağı öngörülen satış gelirinin yarısının ilk yatırıma harcanmış olması durumu ortaya çıkmaktadır. Oysa, 1993’teki değerlendirmeye göre bu oranın %12 olduğu bildirilmekte idi.
İşletme giderlerinin değişip değişmediğini ise öngörmek güç. Büyük olasılıkla bu konuda sonucu etkileyecek bir değişme olmamıştır. Ancak, bu konuda açık bir bilgi yayınlanmış değil. Alkin(1993)’de, yıllık işletme giderlerinin 20 milyon dolar olacağı söyleniyor. Bu değer korundu ise, 1993’te öngörülen toplam (ilk yatırım+işletme) giderlerinin 195.6 milyon dolarlık düzeyine karşı o zaman beklenen gelir 298.4 milyon dolar olduğu için işletmenin kabaca 100 milyon dolar kadar kazanabileceği söz konusu iken; şimdi 240 milyon dolarlık satış gelirine karşılık 270 milyon dolarlık toplam harcamadan ötürü 76 milyon dolarlık bir açık ortaya çıkıyor. Proje, şimdiden zararda görünüyor! Açıklanan sayılar mı doğru değil(?); altın fiyatlarının artacağı mı umuluyor(?); zararına da olsa işletmeyi sürdürmek inadına mı kapılındı(?); yoksa, işetmeye geçilmeden yasaklanarak küreselleşme ile gelen çokuluslu şirket kayırıcılığı düzeninden yararlanılıp tazminat mı alınması bekleniyor? Normandy, ne yapmayı düşünüyor? Bunu, herkesin düşünmesinde yarar var!
Yukarıda da değinildiği gibi başlangıçta 35.614.000 USD tutarında bir ilk yatırım bildiriliyordu. Bugün ise, 110.000.000 USD tutarında harcama yapıldığı beyan ediliyor. Şimdilerde, Normandy AŞ’nin web sayfasının bir yerinde, 1998 sonuna kadar 100 milyon dolar harcandığı; aynı ortamdaki bir tabloda ise yatırım tutarının 70 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Oysa, şirketin yeni yayınladığı bir broşürde, “Bugün ve 2000’in Ötesi” broşüründe 40 milyon dolarlık bir sermaye yatırımı, 20 milyon dolarlık yıllık işletme gideri (%70’inin Türkiye’de yapılacağı bildiriliyor) ve sekiz yıllık işletme ömrü boyunca 300 milyon dolarlık değer yaratılacağı yazılı. Bunların, 1993’te öngörülen sayılar olduğu yukarıda yapılan alıntı ve değerlendirmelerden anlaşılıyor. Bu durumda, ya broşürü hazırlayan Avustralya’daki ana şirket olan Normandy Ltd (artık, Newmont) bir şekilde yanıl(tıl)mış; ya da Türkiye’deki kamuoyuna halen umut dağıtabilmek için kaba bir yanlış bilgilendirme denemesi yapılıyor.
Mining Journal’da yer alan bir habere göre[2] “100000 ons/yıl kapasiteli ve 35 milyon dolara malolan Ovacık Altın Madeni’nin 1997’nin ikinci yarısında işletmeye açılması beklenmektedir. Çıkarılabilir rezerv, ortalama 11.7 gram/ton tenörlü 1.28 milyon ton cevhere denktir ve bu 9 gr/t ortalama tenörlü 1.98 milyon ton kaynağın içinde yer almaktadır.”
Öte yandan, Eurogold’un web sayfasında, dökümü verilmeden, “1998 yılı sonuna kadar, madencilik faaliyetleri için yapılan harcamaların toplamı 100 milyon dolar olmuştur” gibi inanılması güç bir açıklama yer almaktadır[3].
İlk yatırım çerçevesinde tesisteki bir çok düzenek ve aygıtın yurt dışından getirilmiş oluşu da eleştiri konusu. Örneğin, ülkemizdeki pek çok sanayi çarşısında yapılabilecek nitelikteki paslanmaz çelikten siyanür liçi tanklarının yurt dışından buraya taşınma giderinin bile buradaki yapım giderinden yüksek olduğu ve bunun tek ayırıcı özelliğinin karıştırıcı pervanelerinin lateks kaplı oluşu anımsatılıyor. Sri Lanka’dan sağlanan Hindistan cevizi kabuğundan elde edilmiş aktif karbon parçacıklarının kırılıp ufalanmaması için alınan bu basit önlemin, lateks kaplamanın ülkemizde bulunmayan bir teknoloji olmadığı da açıktır. Bunun gibi, aktif karbondan altın sıyırmaya yarayan basınçlı buhar düzeni; ya da, aktif karbonun kaskat içindeki akış yönünün tersine hareketini sağlayan air liftleri de kapsayacak şekilde tesisin tüm bölüm ve parçaları Türkiye’de yapılabilecek özellikte. Buna karşın, bunlar hep yurtdışından getirilmiş. Bir de, Alkin(1993), “Ovacık Altın Madeni, sanayileşme açısından bölgesel gelişmeyi teşvik edecektir. Sınai gelişme projelere bölgesel ekonomilere sağladıkları altyapı imkanları ile daha sonraki gelişmeler için adeta bir atlama taşı oluştururlar. Mesela, bir proje için gereken ulaştırma ve diğer altyapı kolaylıkları, başka projeler için kritik dönemlerde son derece düşük maliyetli hizmet sağlarlar. Ovacık projesi, ayrıca mahalli üreticilerden, yedek parça, mekanik hizmetler ve benzerlerinin mübayaası ile de ek bir talep yaratacaktır.” diyor. Kendisinin bile buna inanması beklenemez. Ovacık işletmesi devlet karayolunun kenarında; varolan enerji hatlarını kullanan; siyanürünü ve öteki kimyasallarını ülkenin en gelişmiş tarım ve turizm yöresi niteliğinde olan bu bölgede varolan yollardan taşıyıp, bu yolları güvenlik amacı ile kapatarak ürettiği doreyi havaalanına buralardan götürecek. Bu işletme, bölgeye hiç yeni bir alt yapı getirmeyecek, var olanı kullanacak; bölgedeki tarımsal üretimi aksatacak; turizm hareketine bir tehdit oluşturacak. Bunun en iyi örnekleri benzer altın işletmelerinde oluşan kazalardan sonra, örneğin Kırgızistan’daki Kumtor altın işletmesine siyanür taşıyan bir kamyon köprüden çaya uçup 4 kişinin ölümü ve yüzlerce kişinin hastanelerde tedavi olmasına neden olacak şekilde çevreyi kirlettiğinde, bir yandan çevredeki köylerin meyveciliğini; bir yandan yakındaki Barskun Issık Göl Kaplıcalarını; bir yandan da Göl’ün kıyısındaki plajları ticari açıdan ölüme sürükleyince ortaya çıktı.
Ovacık projesinin “mahalli üreticiden” bir şey almadığı da en sıradan donanımların bile yurtdışından getirilmiş olmasından anlaşılmıyor mu?
Altının Birim Maloluşu
Güvenilir ve ayrıntılı veriler açıklanmadığı için bu işletmede üretilecek altının birim mal oluşunu doğru hesaplamak olanaksız. Ancak, açıklanan ve yukarıda alıntılanan rakamlar kullanılarak bu yönde bir hesaplama denenebilir.
Normandy AŞ’ne uyarak ilk yatırım giderlerini 110 milyon dolar, yıllık işletme giderlerini ortalama 20 milyon dolar ve 8 yıl boyunca ortalama yıllık altın üretimini de 100 bin ons kabul edersek, altının birim maloluşunun 337.5 USD/ons olacağı bulunur.
Bu maloluşun içinde rafineri giderleri yok. Normandy AŞ, doreyi rafineriye; ya da rafineriye satılmak üzere başka bir şirketine 100 USD/ons’a sattım dese, kim ne diyebilirdi. Neyse ki, şimdi satış fiyatını yaklaşık 278 USD/ons dolayında bildirmişler.
Bu konuda yayınlanan son bilgiler, yukarıda dile getirilen kuşkuları pekiştirecek yönde[4]. Şirketin verdiği bilgilere göre, İlk dore 27 Haziran’da yüklenmiş.
30 Haziran’a kadar işletmede 5.14 gram/ton tenörlü 22.5 ton cevher işlenip 3384 ons altın üretilmiş. Toplam işletme gideri 318 AD/ons; üretim mal oluşu 353 AD/ons olmuş ve 13346 ons altın 534 AD/ons fiyatla satılmış.
2001’in üçüncü çeyreğinde Ovacık’ta 8.56 g/t tenörlü 67440 ton cevher işlenip 19448 ons altın elde edilmiş. Bu altının fiili ve borçlanılan (hedged) fiyatı 541 Avustralya Doları(=274 USD*). Toplam işletme maliyeti 325 AD (=164.7 USD) ve toplam üretim maloluşu ise 408 AD(=206.8 USD). Buradan yola çıkıp bir hesaplama yapılacak olursa üretilen her ons altının mal oluşunun içindeki ilk yatırım payı 42.1 USD. Üretilecek toplam altın göz önüne alındığında da, ilk yatırım mal oluşunun 37.890.000 USD dolayında olduğu anlaşılıyor.
Yılın son üç ayında ise 12.70 g/t tenörlü 73500 ton cevher işlenip 26414 ons altın elde edilmiş. Bu altının fiili ve borçlanılan (hedged) fiyatı 554 Avustralya Doları(=280.7 USD). Toplam işletme maliyeti 271 AD (=137.3 USD)ve toplam üretim maloluşu ise 338 AD(=171.3 USD). Bir ons altının içindeki ilk yatırım payı 34 USD. Üretilecek 24 ton altın düşünülünce ilk yatırım yaklaşık olarak yine 30 milyon doların biraz üzerinde bulunuyor.
110 milyon dolar nereye harcandı acaba? Türkiye’deki yöneticiler Avustralya’daki ana şirkete hesap vermiyor mu, yoksa bu sayı doğru değil mi?
Dikkat edilirse, bu maloluşun içinde atık barajında depolanan atıkların giderilmesine ilişkin
bir maloluş da yok. Belirtildiğine göre şimdilik yalnızca “kavramsal planı” bulunan bir şekilde iş bitiminde atık barajının üzeri örtülüp, yeşillendirilip terk edilecek, eğer daha önce bir çok yerde olduğu gibi terk edilip kaçılmaz ise. Bunun az gelişmiş ülkelerdeki örneklerini anmaya gerek yok. Doğrudan doğruya ABD’ndeki iki büyük örnek neler olabileceğini anlamaya yeter, Montana’daki Zortman Landusky ve Summitville işletmeleri.
Oysa, siyanür kullanılan başka endüstri alanlarında bu süreçten arta kalan atıkların, toksik atıkların giderilmesi için katı kurallar var. bu kurallar uygulanacak olsa, barajda birikecek olan 2500000 m3 atığın giderilmesi için 200 USD birim harcama ile bu işlemin toplam maloluşu 700 milyon USD tutacak[5], üretilen altının onsu da 1212.5 USD olacak. Sonra da, üstelik bir de rafine ettirilip 280 USD/ons’a borsaya sürülecek!
ABD’nde bütün endüstrilerin, EPCRA (Acil Durum Planlaması ve Toplumun Doğruyu Bilme Hakkı (1986)) yasası ve buna ek olarak PPA (Kirlenmeyi Önleme(1991)) yasası uyarınca zehirli kimyasal ve öteki atıklarını Çevre Ajansı EPA’ya bildirmeleri gerekiyor. EPA da, her yıl tehlikeli atıklar envanteri (TRI) yayınlıyor. Yakın zamana kadar, madencilik ve özellikle de altın işletmeleri bu bildirimi yapmaktan bağışık tutuluyordu. Ancak, 1997 yılında EPA’nın endüstri kapsamını genişletmesinden başlayarak bu işletmelere de bildirim zorunluluğu getirildi. İşletmeler bunu tepki ile karşıladı ve NMA(Ulusal Madencilik Birliği) Mayıs 1998’de buna karşı dava açtı. Ancak, dava geçen yıl, 16 Ocak 2001’de Bölge Mahkemesi’nde işletmecilerin istek ve itirazlarının red edilmesi ile sonuçlandı[6]. Şimdi, bu bildirimlerini yapmak zorundalar. Neden bu uygulamaya karşı çıktıkları da birkaç yıldır yer aldıkları envanterdeki konumlarından anlaşılıyor : ABD’nde 1999 yılında en çok tehlikeli atığı (toxic release) olan endüstri, metal madenciliği (istatistikte ayrım yapılmadığı için belli olmuyor, ama bunu sağlayan özellikle altın işletmeciliği)[7]. ABD’nin bütününde bütün endüstrilerin tehlikeli atıklarının toplamı 7.77 milyar pound iken; yalnızca metal madenciliğinin tehlikeli atığı 3.98 milyar pound. Ülkedeki yıllık tehlikeli atığın %51’ini bir sektör, metal madenciliği çıkarıyor. Ülkede en çok altın üreten eyalet olan Nevada, toplam atıkta da ülke birincisi! Çoğu sektörün tehlikeli atıkları 1998’den 1999’a %2.5-9.7 arasında azalmış iken, metal madenciliğnin tehlikeli atıkları bir yılda %11.7 artmış. Öbür sektörlerde tehlikeli atıklar uygun dış depolara taşınarak, havaya salınarak, sulara dökülerek, yeraltına sıkılarak atılırken, metal madencilikteki atıkların tamamı açık araziye dökülmüş. En fazla tehlikeli atığı olan 10 büyük işletmenin 8’i metal madenciliği ve bunlardan üçü altın işletmesi.
EPA’nın 1992-1997 yılları arasındaki 5 yılda 1232 metal madenciliği tesisinden rastgele seçerek 378’inde yaptığı 1600 incelemede, 63 işletmeye çevreye verdikleri zarardan ötürü, toplam 111 kez resmi uyarıda bulunulmuş[8].
Bu görüntü, bu ülkelerde yeni bir tartışma açtı. Neden, madencilik atıkları, öteki endüstri atıkları ile aynı standartlara uymak zorunda bırakılmıyor? Dünyadaki altın işletmelerini batmaktan korumak için henüz hiçbir yerde altın işletmelerindeki siyanürlü, ağır metalli atıklar toksik atık kapsamına alınmış değil. Ancak, hemen her ülkede bu konuda şiddetli tartışmalar sürüyor. 6 Kasım 2001’de ABD Wisconsin Eyalet Senatosu’nda kabul edilen bir yasaya göre artık, madencilik işletmelerindeki siyanürlü atıklar da öteki toksik-zehirli endüstri atıkları ile aynı işleme tutulacak[9]. Bu uygulamanın güçlü bir destek göreceği ve dünyada giderek yaygınlaşacağı açık. Bu durumda Bergama-Ovacık projesinin fizibilitesi ne duruma gelecek?
Öte yandan, Kimya Mühendisleri Odası değerlendirmesinde de, Almanya’da tehlikeli atıkların depolanması için altı katmanlı taban geçirimsizleştirmesi ve 2-3 katlı üst geçirimsizlik uygulamasının istendiği; ayrıca, çevre yasalarının öngördüğü sınırların altına kadar arıtma istendiği anımsatılmaktadır. Bunun da ötesinde, atıkların saklanması için de 125-150 DM bedel ödenmesi istenmektedir. Bu uygulansa, Normandy’nin 400 milyon DM saklama bedeli ödenmesi gerekirdi. Bu durumda da altının birim maloluşu yaklaşık 562.5 USD/ons olurdu.
İşletmenin Bölgesel Fizibilitesi
Yukarıdaki değerlendirmeler Normandy’nin ısrarla sürdürmek istediği Bergama-Ovacık altın işletmesinin ekonomik açıdan önemi savının anlamlı olmadığını, işletmenin kendine bile hayrı olamayacağını ortaya koymaya yeter. Peki, işletme bölgeye ve ülkeye bir yarar getirecek mi?
1997 yılında Eurogold sözcüsü, bu işletmenin Türkiye’ye 40 milyon dolar ve 238 kişilik istihdam kazandıracağını açıklıyordu[10].
Aynı bilgi, 2000’de de yineleniyor : ”Ovacık Altın Madeni’nin 40 milyon ABD$’lık bir sermaye yatırımı karşılığında sekiz yıllık işletme süresi boyunca yaklaşık 300 milyon ABD$’lık bir değer yaratacağı tahmin edilmektedir.”[11] Bunun, bugünkü altın fiyatları ile artık geçersiz olduğuna daha önce değinmiştik.
Normandy Ltd(2001), Ovacık Projesi’nin, madenin inşaatı ve işletilmesi süresince bölgesel ve ulusal ekonomiye milyonlarca dolar katkıda bulunacağını belirtmektedir[12]. Şirkete göre, 240 kişi için doğrudan istihdam yaratılacaktır. Dolaylı istihdam ise (nasıl olacağı açıklanmıyor, ama) 1000 kişiyi aşacaktır. Turizm artmıştır (bu sav üstelik te Dikili-Bergama yöresi için ciddi ciddi yazılmıştır!), daha da artacaktır. Alt yapı geliştirilmiştir(!). Bölgesel gelişim teşvik edilecektir (nasıl olacak?). Ve en önemlisi, “yabancı yatırımlar patlama gösterecektir” !
Açıklandığında göre, tesisin yapımı sırasında 340 kişi çalıştırılmıştır. İşletme sırasında da 240 kişinin çalıştırılacağı ve bunların % 80’inin yöredeki kişilerden seçileceği bildirilmektedir. Ne yazık ki, altın işletmelerinin en olumsuz yanlarından biri çok sınırlı da olsa yarattıkları istihdamın geçici nitelikte olmasıdır. Bu işletme öngörüldüğü gibi cevher tükenene kadar açık kalsa bile, istihdam 8 yıl sürecektir. Cevher tükendiğinde işletme kapanacak; sözler tutulursa, yerdeki betonlar bile sökülecek; tesis buradan alınıp götürülecektir. Peki %80’ninin yerel halktan sağlanacağı belirtilen 240 kişinin akıbeti ne olacaktır? Bunlar, dünyanın her yerinde olduğu gibi ya işsiz kalacak; ya da çok daha kötü koşullarda yabancı yerlere, ülkelere altın işletmesi işçisi olarak gidecektir. Altın fiyatlarındaki oynamalar, şirketlerin iflası, başka şirketlerle birleşme ya da onlara katılma-satılma sonrasında değişen şirket politikaları gibi bu sektörün çok tipik ve sık yaşanan nedenleri ile bu sekiz yıllık sürenin beklenmedik bir anda, planlanandan daha önce sonlanması da hiç şaşırtıcı olmaz. Bu durumda, örneğin, 1999 yılında Batı Avustralya’da en az 17 altın işletme tesisi kapanınca 1800 kadar jeolog işini yitirdi; yüzlerce sondaj makinesi boş kaldı; Batı Avustralya madencilik kasabalarını hayalet kasabalar biçiminde terk eden halk başka yerlerde iş aramaya başladı; önemli madencilik merkezlerinden Kalgoorlie’de gayrımenkul fiyatları %15 ve kiralar %10 düştü[13]. Bunun gibi, dünyanın en büyük altın üreticisi olan Güney Afrika’da altın işletmelerindeki istihdam son on yılda 550000 kişiden 250000 kişiye düşürüldü.
Altın işletmecileri zorda kaldıklarında, istihdamdaki bu iniş çıkışa yatkınlığı bir silah olarak ta kullanıyor. Yunanistan’da, işletme izni almakta güçlüklerle karşılaşan ve Mahkeme kararlarını aşmak isteyen Kanada’da kurulu TVX, işçilerini topluca işten çıkarıp kışkırtarak işletmenin çalışmasına karşı çıkan yöre halkına saldırtma yoluna gidiyor[14]. En son 14 Aralık 2001 günü kışkırtılmış 150 işçi Stagira-Akanthos kasabasının Belediye Meclisi’ni basıp ortalığı kırıp döktü, bir çok kişiyi yaraladı. Geçtiğimiz günlerde bunu Normandy de denemeye başladı ve Normandy çalışanları da, altın işletmelerinin yasaklanmaması için gösteri yaptı.
Ne yazık ki, Normandy’nin vaatleri ve Alkin (1993)’in umutları doğru da çıksa yaratılacak istihdam yine de geçici ve kısa süreli olacak; kalıcı değil.
Alkin(1993)’in çalışması esas olarak işletmenin fizibilitesini değil, işletmenin bölge ve ülke ekonomisine olacak etkilerini değerlendirmeyi hedeflemiş. Ancak, bu değerlendirmede bu işletmeden ötürü çevreye, doğaya, yöredeki ekonomik ve toplumsal yaşama olabilecek olumsuz etkilere hiç, ama hiç değinilmemiş.
Oysa, örneğin işletmenin ilk yerleşimi sırasında 2500 kadar fıstık çamı kesildiği ve bunun bedelinin 3 milyon USD olabileceği savlanmakta[15] ise de buna bugüne değin bir yanıt alınabilmiş değil.
Ya da, herhangi bir kaza olmasa bile, yalnızca siyanür ile işlem yapılıyor olmasından ötürü yörenin tarımsal ürünlerine olan talebin azalması olasılığı; ya da, bölgeye gelen turistlerin bir bölümünün, dünyanın her yerinde art arda yaşanan altın işletmesi kazaları ve çevre felaketleri nedeni ile bu bölgeye ilgilerini yitirmeleri eğilimi; ya da, örneğin daha henüz deneme üretimi yapılıyor olmasına karşın, yöre köylerinde bu yıl bütün kovanların boş kalması ve bal arılarının telef olması; ya da yine bu yıl, yöredeki üç köyde bütün büyükbaş hayvan doğumlarının sakat ya da ölü oluşundan kaynaklanan kayıplar... Ya, uzun lifleri ile eşsiz olduğu savlanan yöre pamuğunun kalitesinde bir gerileme olursa? Ya, bir kaza olursa? Ya, ABD’nde siyanür tankerinin içkili sürücüsünün kaza yapıp tankerini devirmesi; Kırgızistan’da Kumtor Madenine siyanür taşıyan kamyonun çaya yuvarlanması; Guyana’da Tolukuma Madenine siyanür taşıyan helikopterden siyanür paketlerinin yere düşmesi; ya da geçen yıl 1 Kasım günü Çin’de yine siyanür taşıyan bir kamyonun 20 ton siyanürle birlikte çaya yuvarlanması gibi sıradan bir trafik kazası Aliağa-Ovacık ya da Dikili-Ovacık arasında olur ise? Ya, sellenme debisi aynı Romanya Aurul işletmesindeki gibi düşük öngörüldüğü için bir taşkın olur da Normandy’nin dillere destan edilmeye çalışılan çok güvenli atık barajı da yaşıtı ve benzeri Baia Mare’deki atık barajında olduğu gibi taşar, içindeki ağır metal ve siyanatlarla yüklü çamur Ova’ya yayılırsa?.
Bunlar, yörenin ve ülkenin ekonomisine “etki”si niteliğini taşımıyor mu? Alkin, bunları değerlendirmiyor. Değerlendirdiklerini de açıkça ve ölçüsüzce abartıyor. Örneğin, 35.6 milyon dolarlık yatırımın yalnızca 12.6 milyon dolarının dış alım ve istihdama, kalanının yurt içi harcamaya gideceğini söyleyerek gerçeği saptırıyor. Dahası, bunun İzmir Bölgesi’ne olumlu etkilerini hesaplarken bölge üretimine etkisini 2.4 çarpanı ile; bölge istihdamına etkisini de 3.9 çarpanı ile hesaplıyor. Bu çarpanları işletme aşamasında 2.6 ve 5.1’e yükseltiyor. Aşağıda tartışılacağı gibi, Alkin’in ülke çarpanları, daha da inanılmaz. Yine aşağıda ülke ekonomisine etkiler tartışılır iken örnekleri verileceği gibi, bunların gerçekle pek yakınlığı yok. İşletmenin kuruluşunda yöreden inşaat taşeronluğu, toprak işleri, beton ve kaba işçilikten başka bir şey alınmış değil. Bu alımların da bölge ekonomisine bu ölçüde etkilerinin olması olası değil.
Peki, bu tür hesaplamalarda uyulması gereken ilkeler ve yöntemler yok mu? Var elbette. Alkin de, hesaplamasında girdi-çıktı analizleri ile ilgili kavram ve yöntemlere ilişkin bilimsel kaynaklara değiniyor. Alkin, çalışmasında bazı değişikliklerle DİE tarafından 1985 yılı için düzenlenen girdi-çıktı tablosunu kullandığını belirtiyor. Yapılan değişikliklerin de, dışalınan mal ve hizmetlerin tabloya katılmaması, vb doğru yönde değişiklikler olduğu belirtiliyor. Ne var ki, bu tablo yalnızca yatırım harcamalarının hangi ekonomi sektörlerine ne miktarlarda, ne zaman gideceğini sergileyen bir tablo. Bundan sonra, yapılan hesaplamalarla ortaya çıkan çarpanların nasıl bulunduğu ise bilinmiyor. Alkin (1993) bundan sonra “daha sonra bu tablo, yukarıda açıklanan arz-talep havuzu tekniğine göre bir kez daha değiştirilerek İzmir Bölgesi için Girdi-Çıktı tablosu haline geliştirilmiş ve tutarlılık kontrolü için Devlet İstatistik Enstitüsü’nce yayınlanan 1985 verileri kullanılmıştır.
Çarpan analizi, bir ekonomide karşılıklı bağımlılığı ve bir sektörün diğer sektörleri uyarabilme potansiyelini özetlemekte kullanılan bir yöntemdir. Genel deyişle, çarpan, toplam etkilerin doğrudan etkilere oranıdır. Çarpan analizleri, toplam etkilerin hesaplanma biçimine göre değişiklikler gösterebilir. Mesela birinci tür diye adlandırılabilecek çarpanlar, yalnızca dolaylı etkileri (endüstriler arası talebi) kapsar ve karşılıklı ekonomik bağımlılığın önemli bir unsurunu ihmal ettiğinden oldukça seyrek kullanılır. İkinci tür çarpanlar ise hem dolaylı hem de uyarılmış (gelir ödemelerinden ve bu gelirlerin harcanmasından kaynaklanan) etkileri kapsar. Bu çalışmada ikinci tür çarpanlar kullanılmıştır.” açıklamalarını veriyor; ama, ne hesap ayrıntıları, ne de özeti var.
Oysa, örneğin yine ABD’nde, devlet muhasebe ajansı BEA’nın ülkeyi türdeş ekonomik özellikleri olan küçük bölgelere ayırıp bunların her biri ve her bir ekonomi sektörü için ayrı ayrı hazırladığı Girdi-Çıktı ve Çarpan Tabloları kullanılıyor, bu amaçla. Bu tür bir değerlendirme yapacak olan herkes aynı tabloları ve aynı çarpanları kullanabiliyor. Böylece, öznelliğe yer kalmıyor; veri ve sonuçlar kolayca kıyaslanabiliyor. Kötüye kullanmaya da olanak kalmıyor. Sektörler ve bölgelerin özellikleri titizlikle incelenip yayınlandığı için de, Alkin’in Ovacık için yaptığı gibi abartılı değerlendirmeler yapanların bunu açıklaması zor ve zorunlu oluyor.
Kısacası, Alkin(1993)’in Ovacık altın işletmesinin bölge ekonomisine etkisini öngörürken kullandığı çarpanlar dayanaksız ve kabul edilemeyecek kadar yüksek görünüyor.
Ülke Düzeyinde Yarar/Zararı
İşletmenin katma değerinin ne olacağı önemli bir tartışma konusu. Normandy ve savunucularının bu konudaki hesapları 1993 yılında Prof Dr Erdoğan Alkin’e hazırlattıkları yazıya dayanıyor[16]. Normandy Ltd(2000) bu rapora dayanarak “Madenin tahmin edilen toplam yararları, katma değer de dahil, yöre ekonomisi için 415 milyon ABD$, ulusal ekonomi için ise 675 milyon ABD$’dır” demekte. Bu Rapor, gerçekten ilginç ve önemli.
Alkin(1993)’in çalışması esas olarak Ovacık projesi yatırım ve işletmesinin bölge ve ülke ekonomisine olabilecek katkılarını değerlendirmeye ağırlık vermiş. Bunun için, Devlet İstatistik Enstitüsü, DİE’nin hazırlamış olduğu “girdi-çıktı tabloları”nı kullanarak yatırım ve işletme giderlerinin nasıl dağılacağını listelemiş ve bu tablolardan yararlanarak bazı “etki çarpanlarını” (impact multiplier) öngörmüş. Yazar, “Bu çalışmada hem inşaat, hem de işletme aşamaları için ülke genelinde kullanılan istihdam çarpanlarının, sırasıyla 11.6 ve 16.2 sayısal değerlerinin, neden benzer çalışmalardakilere nisbeten yüksek olduğu aşağıdaki sayfalarda izah edilmektedir.” dese de, bu açıklamayı metnin hiçbir yerinde bulamıyoruz.
Alkin’in, bu yatırımın ülke ekonomisine etkilerini hesaplarken çıktılar için kullandığı çarpanlar da, inşaat aşamasında 3.6 ve işletme aşamasında 4.2. Alkin bunları nasıl bulduğunu da açıklamıyor. İşletme aşamasında, su yeraltından kimyasallar yurt dışından alınacak; ve metalin rafinerisi yurt dışında yapılacak. İşletmede, yalnızca işçilik, SSK, yiyecek, elektrik, vb sınırlı kalemler yurt içinden sağlanacak. Pek iyi, 4.2 çarpanı nereden nasıl doğacak? Bu açıklanmadan, sonuca nasıl güvenilebilir?
Oysa bu açıklama gerçekten de gerekli; çünkü, örneğin ABD’nde Alaska, Washington ve Nevada eyaletlerindeki altın işletmeleri harcamalarına ilişkin olarak 1996 yılı için yapılan bir hesaplamada, 1.076 milyar dolarlık harcamaya karşılık istihdamda 21581 kişilik bir etki; üretimde 1.849 milyar dolarlık bir etki (çarpan 1.72); ve kazançlara da 0.579 milyar dolarlık bir etki (çarpan 0.54) olduğu bulunmuştur[17].
Bir başka örnek de, Batı Avustralya’dan verilebilir. Burada da metal madenciliğindeki katma değer çarpanı üretim için 2.1; gelir için 3.0; ve istihdam için de 4.1 hesaplanmış[18].
Pekiyi, sayın Alkin, 16’lara varan çarpanlarını nasıl bulmuş. Yazısında yok. Ancak, abartmanın boyutları çok açık.
Kanada’ya ilişkin başka bir değerlendirme daha da çarpıcı. Toronto Üniversitesi’nce 1997’de yapılan “Rock Solid” başlıklı yayında[19], madenler, fırınlar ve rafinerilerde yapılan her 1 milyar dolarlık ek üretimin 615 milyon dolarlık; ikinci ve üçüncü çevrim çarpanları göz önüne alındığında da 838.8 milyon dolarlık mala talep doğurduğunun hesaplandığı belirtiliyor. Başka bir açıdan yaklaşıldığında arama, geliştirme ve işletmeler için yapılan her 1 milyar dolarlık yatırımdan ötürü mal ve hizmetlere 993.4 milyon dolarlık talep; ikinci ve üçüncü çevrim çarpanları da göz önüne alındığında 1.3 milyar dolarlık talep doğuyor.
Oysa, ABD ve Batı Avustralya’daki işletmelerde kullanılan madencilik makineleri, malzemeleri, yedek parçalar, altın işlemede kullanılan tesisin makine ve donanımı, kullanılan kimyasallar, rafine işlemleri, vb hemen her şey o bölge ya da ülke içinden sağlanacak ve bedelleri orada kalacak. Yalnızca Kanada’da madencilik mal ve hizmet sunan 2200 işletme olduğu bildiriliyor[20].
Daha ilginci, OECD’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, yurt dışında yapılan her 1 dolarlık doğrudan yatırım 2 dolarlık bir dışsatım ve 1.70 dolarlık bir ticaret fazlası sağlıyor[21]. Yani, bu ülkelerde yerleşik bir çokuluslu şirket gelip Türkiye’de bir altın işletmesi yatırımı yaptığı zaman, örneğin Kanada’nın dış ticaret fazlası artıyor, doğal olarak Türkiye’nin ki de bozuluyor.
Onlarda bile üretim için 1.72-2.1; gelir için 0.54-3.00; ve istihdam için 4.1 olan çarpan, Alkin(1993)’de nasıl olur da sırası ile 4.2 ve 16.2’ye çıkar.
Hele, verilen kaynaklardaki, hesaplamaların yapılışına ilişkin açıklamalar ve Alkin’in kabullerindeki saptırmalar da dikkatle okunduğunda, müşteriye göre bir rapor hazırlandığı hemen anlaşılıyor.
Özetle, gerçekçi ve dürüst yaklaşıldığında Ovacık altın işletmesi projesi için yapılacak yatırım ve işletme harcamaları gerek bölge ve gerekse ülke ekonomisine, Prof Alkin ve Normandy’nin savladığı ve bıkmadan yinelediği ekonomik etkinin üçte-dörtte birini zor sağlayabilir; ya da onu bile sağlayamaz görünüyor. Basında yayılmaya çalışılan 60 milyar dolar değerinde 6500 ton altın varlığımızın ülke ekonomisine katma değerinin 400 milyar dolara varacağı yalanının da, boyası hemen dökülüveriyor.
Ülke ekonomisine çok sınırlı olumlu etkisi; bir çok ta belirsiz ve öngörülemeyen olumsuz etkisi olacak olan bu işletmenin kamu gelirlerine etkisi de çok kısıtlı olacak. Şirketin devlete ödeyeceği miktar, madencilik payı olarak üretiminin % 5’i ve şirket kârının da %5’i kadar. Şimdiden zarar edeceği izlenimini yaratan bir şirketin, neyi ne kadar ürettiği konusunda da yalnızca kendi beyanlarına dayanılacağına göre, kayda değer bir kamu geliri beklemek de gerçekçi görünmüyor.
Öte yandan, üretilen altın ve gümüşün dore biçiminde yurt dışına gönderilmesi ile değerince dış satım geliri elde edileceği beklentisi de gerçekçi değil. Çünkü, firma yurtdışına götüreceği bu değerli metallerin gelirini yurtdışındaki banka hesaplarında tutabilecek. Bunu yurt içine getirmek zorunda değil. Normandy dışarıya ne gönderdiğini doğru beyan eder ve muhasebe kayıtlarını doğru tutarsa, devlete ancak yukarıda belirtilen sınırlı ödemeleri yapacak. Kimsenin altın üretilmesi ile dışsatım gelirimizin artmasını beklemesi doğru değil.
Normandy Ltd (2000) “Şirket, yerli şirketler ile eşit statüdedir ve Türk Vergi Kanunu'na göre tüm vergilere tâbidir.” dese de; aşağıda değinilen ve yakın zamanlarda gerçekleşen yasal değişikliklerden ne derece yararlanacağından söz etme gereğini duymuyor :
· 32 sayılı Türk Parasını Koruma Hakkındaki Kanun’da yapılan ve 21 Mart 1993 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikle, kıymetli madenler, taşlar ve eşyaların Türkiye’ye ithali ve ihracı serbest bırakılmıştır.
· İşlenmemiş altının ithal ve ihracatında gümrük idarelerine beyanın esas alınması kuralı getirilmiştir. Buna göre, işlenmemiş altını yurt dışına çıkaracak olan firmanın gümrük idaresine beyan ettiği miktar esas alınacaktır. Ülkemizde çıkarılacak altın konsantreleri, rafine işlemleri için yurt dışına götürülecek olduğundan, firmaların gümrüklerdeki beyanının onların insafına kalmasının sonuçlarını kimse görmezden gelemez.
· İşlenmemiş altın dışsatımında, satış bedelinin yurda getirilmesi zorunluluğu kaldırılmıştır. Bankalar yurt dışında yerleşik kişiler adına altın depo hesabı açabilirler.
Bu yasa değişikliklerinin yapıldığı 1993 yılları, ülkemizde altın işletmeciliğinin yoğun olarak tartışılmaya başlandığı ve yabancı sermayeli şirketlere izinlerin verildiği dönemlerdir.
Ayrıca, 1994 yılında çıkarılan 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret Yasası ile İzmit’te yapılan Yuvacık Barajı’na ödenen aylık tazminatın 15 milyon dolar, yıllık 180 milyon dolar olduğu bir yerde, yukarıda değinilen yasa değişikliklerinin sonucunu öngörmek de güç olmasa gerek.
Ovacık Altın madeni için, bugüne kadar arama ve tesis kurulması için 36 milyon USD’dan başlayıp şimdi 110 milyon dolara çıkan harcama yaptığını savlayan bir firmanın, gelecekte işletme giderlerini ne kadar göstereceği konusunda bir denetim/gözetimin olması söz konusu olabilir mi? Bugünkü, bedelle 216 milyon USD olan gelir beklentisi için 110+8x20=270 milyon USD harcanacağının öne sürülmesi, gelecekte nelerle karşılaşabileceğimizin ip uçlarıdır. Daha işletmeye başlamadan zararını duyuran şirket, ülkemize gelecekte bir gelir umudu vermemektedir.
Özetle, çok uzun süreli ve çok azı öngörülebilen önemli çevre ve sağlık riskleri yaratacak olan böyle bir işletmenin kısa süreli ekonomik etkileri de pek ciddi boyutta değil.
Oysa, Türkiye’nin dünya altın sektörü içinde olumlu bir konumu var!
Öncelikle, ülkemizin dünyanın en çok altın satın alan ülkelerinden biri olduğu bilinmektedir. Bu satın alım her yıl biraz daha artmaktadır. İstanbul Altın Borsası Başkanı Serdar Çıtak’a göre[22], 2000 yılında 204 ton altın dışalımı ile rekor kırılmıştır. Çıtak, İAB’nın, yabancılara yapılan yurtiçi satışlar ve yurtdışına yapılan dışsatımın da etkisi ile o yıl 204 ton altın ithal ettiğini söylemiştir. Bu dış alım 1999’a göre %100 artış göstermiştir. Turizm sektöründeki olumlu gelişmelerin de bunda katkısı olduğu belirtilmektedir. Çıtak’a göre, Türkiye’nin dünya altın ticaretindeki payı %10’a ulaşmıştır. Borsa’nın kuruluşundan bu yana işlem hacmi düzenli ve hızlı olarak artmış, 1996’da 173 ton; 1997’de 291 ton; 1998’de 439 ton; ve 1999’da 491 tona ulaşmıştır[23].
Dünya Altın Konseyi’nin özendirme çalışmalarının da bu gelişmede önemli bir katkısı olduğu düşünülmektedir. Konsey (WGC) Türkiye Genel Müdürü Murat Akman, dünyada altın takı ithalatına izin verilen her ülkeye ihracat yapıldığını; böylece 40 ülkeye takı satıldığını; dünya altın takı üretim ve ihracatının devi İtalya’ya bile bitmiş takı satılabildiğini belirtmektedir[24]. Türkiye’de altın takı işleme için hem gereken teknolojinin gelişmiş ve hem de işgücünün ucuz olmasının bunda etkili olduğu düşünülmektedir. Akman, Türkiye’nin 1990’lardan önce 80 ton altın alıp bunun tamamını iç pazarda tüketmiş iken, şimdi çok daha fazla altın ithal edip tümünü takı olarak işlediği ve takı dışsatımında dünya önderliğine oynadığını belirtmektedir.
Ülkemizde altın yatırım aracı olarak ta önemini değilse de, varlığını sürdürmektedir. Körfezbank Genel Müdürü Hüsnü Akhan, Londra Külçe Piyasası Birliği LBMA’nın İstanbul’da düzenlediği Değerli Metaller Konferansı’na verdiği bildiriye göre[25], Türkiye’de yüzlerce yılda biriktirilmiş 6 bin ton kadar altın stoku bulunduğunu belirtmiştir.
WGC Türkiye Müdürü Murat Akman, bunalım dönemlerinde kuyumcuların hurda altını işleyerek yurt dışına sattıklarını ve çok iyi bir döviz girdisi sağladığını söylemektedir[26]. Akman’a göre 2000 yılında yurtdışındaki alıcılara 58 ton, ülkeye gelen turistlere 39-40 ton ve Laleli’de de yaklaşık 15 ton satış yapılmıştır. 2001 yılı ilk yarısında dışalımın geçen yılın beşte biri, onda biri düzeyinde kalmasına karşın takı endüstrisinin tam gün çalışıyor olmasına dikkat çeken Akman, 2000 yılında 1 milyar 250 milyon dolarlık dışsatım geliri sağlandığını ve 2001’de dışsatım gelirinin, üçte ikisi hurda altının işlenmesinden gelen 2 milyar dolar ya da üzerinde gerçekleşmesinin beklendiğini belirtmiştir. Kuyumculuk sektörünün beş yıl içinde istihdamını 250 binden 500 binlere çıkarabileceği ve 2-3 milyar dolar net dövüz girdisi sağlanabilmesi umuluyor.
Şimdi ise, 2001 yılı boyunca 70 ton altın takı dışsatımı yapıldığı ve turistlere satılan 20 tondan çok altın ve yolcu beraberinde götürülenlerle birlikte 1.5 milyar dolar tutarında 120 ton kadar altın takı dışsatımı yapıldığı bildiriliyor[27]. Altın takı ve kuyumculuk reel sektörde 5. Duruma yükselmiş. 7000 atölye, 100’den çok fabrika, 300 profesyonel takı tasarımcısı ve 2 de dünya çapında fabrika çalışıyor bu sektörde.
Türkiye’nin altın dendiğinde oldukça akılcı bir konumda yer aldığını bu resim ortaya koymakta.
Bu açıdan bir başka akılcı konum da Merkez Bankası’nda altın stokunun azlığı ve toplam rezervler içindeki düşük oranı. TC Merkez Bankası’nın 1998 Yıllık Raporu’na göre[28], Merkez Bankası’nın stoklarında uluslararası standartta olan 116.59 ton ve olmayan 3.25 ton olmak üzere toplam 119.84 ton altın tuttuğu anlaşılmaktadır. Yine Merkez Bankası verilerine göre 33 milyar dolar toplam uluslararası rezervin yalnızca 1 milyar dolarlık bölümü altın şeklinde saklanmaktadır : %3,06.
Oysa, dünyada resmi devlet kurumlarının elinde Ocak 2001’de toplam 28,824 ton altın bulunmakta ve bu tutulan toplam değerlerin %12’sini oluşturmakta idi. Bunun yanında IMF ve ECB gibi uluslararası düzenleyici kuruluşlarda da 4,167 ton altın tutulmaktadır. ABD bu konuda başı çekmektedir ve merkez bankası depolarında, stoklarının %56.4’ünü oluşturan 8,137 ton altın tutmaktadır. Almanya ikincidir ve merkez bankası dönüştürülebilir stoklarının %35.2’sini oluşturan 3,469 ton altın tutmaktadır.
Dünyada Merkez Bankalarının yüksek altın stoklarında kalmaları yönünde bir baskı olduğu ve 1999 Eylül’ünde ABD’nde 7 büyük ülke merkez bankası yöneticilerinin yaptığı toplantı sonucunda açıklanan “Washington Round Anlaşması” ile merkez bankalarının altın stoklarını korumaları ve satışlarının engellenmesi kararı alındığı bilinmektedir. Bu toplantının yapılmak zorunda kalışı, merkez bankalarının elinde büyük miktarlarda, değeri sürekli düşen bir malın, altının tutulmasından ötürü devletlerin önemli kayıplara uğradığının ortaya çıkması üzerine toplu satış eğilimlerinin başlamasıdır. Giderek, IMF ve İsviçre Merkez Bankası’nın elindeki altınların bir bölümü satılarak çok borçlu yoksul ülkelere yardım yapılmasında kullanılması için başarılı kampanyalar açılmış ve yandaş bulmuştur. Bu kampanyalar Clinton'dan da destek görünce sözü edilen toplantı yapılmış ve altın fiyatlarının daha da düşmesine neden olacak bu girişimler zor yolu ile önlenmiştir. Bu arada, daha önceden merkez bankalarını altından temizlemiş olan Türkiye gibi (ki aralarında Japonya, İngiltere, Tayvan, Çin, Hindistan, İsveç, Yunanistan, Avustralya, Danimarka, Brezilya, Kanada, Norveç, Kore, vb gibi çok değişik ülkeler de var) ülkeler bundan kazançlı çıkmış, stoklarını artan değerlerde tutabilmiştir.
Peki, dünya altın ticareti ortamında bu iki açıdan son derece akılcı ve yurt çıkarına duruşu olan ve bunu geliştirebilen Türkiye, altın madenciliği ve işletmeciliğine topraklarını açarak bunu desteklemeye mi, zedelemeye mi hizmet eder?
Altın İşletmeciliğinin Dünyadaki Yeri
Altın, uygarlığımızın gelişebilmesi, esenlik ve rahatlığımız için kullanılan bir kaynak değil. Dünyada kullanılan altının %85’i süs eşyası, mücevher için tüketiliyor. Dünyada bir yılda tüketilen altının yalnızca %15 kadarı elektronik, tıp, dişçilik, vb endüstrilerde kullanılıyor.
Altına yıllık talep 3400 ton. 1999’da dünyada 4111 altın arzı vardı.
Bugüne değin üretilip yeryüzüne çıkarılmış olan altının 130000 ton kadar olduğu ve bunun %15 kadarının kayıp olduğu sanılıyor. Bunun, 77200 tonu mücevher, madalyon ya da altın külçe biçiminde özel kişilerde olduğu; Merkez Bankaları ve finans kurumlarında da 32991 ton altın var olduğu[29] biliniyor : IMF’de 3217 ve EMI’de 2782 ton; ABD Merkez Bankası’nda 8137 (rezervlerinin %57’si); Almanya’da 3469(%35) ton; Fransa’da 3025(%42); Türkiye’de 116 ton (%4). Yüzyıllardır üretilen altının büyük bir bölümü merkez bankalarında, yer altındaki çelik kasalarda bekletiliyor. Burada, Bertrand Russel’in bir sözünü anımsamak gerek : “Altın Güney Afrika'da yerin altından yoğun çalışmalarla çıkarılarak, hırsızlığa ve soyguna karşı geniş güvenlik önlemleri altında taşınarak, New York ve Londra'da yine yerin altında çelik kasalara gömülmektedir. Hiç çıkarılmasaydı ne değişirdi?”
Bugünkü tüketim modeli ile yalnızca merkez bankası kasalarında saklanan altının 12-13 yıllık talebi karşılayabilecek miktarda oluşu uyarıcı. Ya, Merkez Bankalarının kasalarında tutulan altının, yalnızca elektronik, dişçilik, vb teknolojik kullanımlar için gereksinileni 73 yıl karşılamaya yetebilecek miktarda oluşu. Ya, spekülasyon amacı ile ve mücevher olarak saklananlar da buna katıldığında bu altının 250 yıl yetecek miktarda oluşu. Belli ki, insanlık altını gereksindiğinden değil, başka toplumsal, kültürel ya da yapay etkenlerden ötürü arıyor.
Dünyada belirlenen doğal altın cevheri rezervlerinin 48000 ton ve kaynakların 77000 ton olduğu (Çin dışında) öngörülüyor. Rezervin 40000 tonu Güney Afrika’da; 6000 tonu ABD’nde; 4700 tonu Avustralya’da; 16000 tonu da çok sayıda az gelişmiş ülkede. Ancak, son yıllarda yapılan aşırı üretim ve düşen fiyatlardan ötürü arama yatırımlarının azalması sonunda rezervlerde de bir düşüş kaydediliyor. G. Afrika dışındaki 16 büyük işletmedeki rezervlerin 10 yıllık üretimi karşılayabilecek düzeyden 8 yıllık üretimi karşılayabilecek düzeye gerilemiş oluşu uyarıcı[30].
Bunun üretilmesi için çabalayan firmalar, başka endüstrilerdekilerle kıyaslanamayacak denli küçük boyutlu. Toronto Borsası’nda madencilik sektörünün payı 1995’ten 2000’e, %20’den %5’e düşmüş. Dünyadaki finans kapitalin yalnızca %1.7’si madencilikte kullanılıyor. Tek başına General Electric firması bunun toplamının 1.5 katı bir kaynağı kullanıyor[31].
Günden güne birleşerek, satın almalarla büyüyerek maliyetlerini düşürmeye çalışıyorlar. Yine de, dünyanın en büyük 10 altın üreticisi şirketin dünya altın üretiminin ancak %42’sini yapabiliyor olmalarına bakılarak gelecekte de çok sayıda birleşmenin olacağı öngörülüyor. Bütün veriler altın işletmecisi firmaların borsa endekslerinde sürekli düşüş içinde olduklarını gösteriyor. Yapılan araştırmalar altın işletmecisi şirketlerin başka endüstrilere kıyasla en düşük kâr payı dağıtan şirketler olduğunu gösteriyor[32]. Dobra (1997)’nın, Standart&Poors’un Industry Reports (Nisan 1996) verilerini kullanarak yaptığı bir kıyaslamaya göre, endüstri kârlılığı kıyaslanan 23 sektör içinde ABD altın işletmeciliği 21. sırada yer alıyor. %35.02’ye varan kârlılıklara karşı altın işletmeciliğinin kârlılığı yalnızca %5.47 bulunmuş. Ne var ki, altın pazarındaki spekülatif dalgalanmalar bu şirketlerin yöneticilerine büyük kazançlar sağlıyor. Dünyadaki önemli borsalarda kısa sürede çok para kazanmak isteyen onbinlerce kişinin parası çekilmeye çalışılıyor ve bunlar bu şirketlerin beslenmesinde tüketiliyor. Endonezya’da dünyanın en büyük altın yatağını bulduğunu yayarak New York ve Kanada borsalarından 2 milyar dolara çeken BreX firmasının yarattığı skandaldan sonra bile bu eğilim değişmiş değil.
Yine de dünyadaki altın işletmeciliği sektöründe köklü değişimler oluyor. Örneğin, Güney Afrika 1968’de dünya üretiminin %67’sini yaparken şimdi yalnızca %17’sini gerçekleştirebiliyor. Güney Afrika şirketleri dünyanın başka yerlerinde, özellikle de Avustralya’da yayılmaya çalışıyor. Çok sayıda küçük şirket, dünyanın az gelişmiş bölgelerinde gözü kara bir çaba içinde proje geliştirmeye çalışıyor. Başarılı olurlarsa bunu büyükçe firmalara satıp pazardan çekiliyor. Düşen satış fiyatlarından ötürü çok sayıda işletme kapanıyor. Buna karşı, üretim maloluşları düşürülmeye çalışılıyor. 1996-2000 arasında altın üretim mal oluşları Avustralya’da 99USD/ons, G. Afrika’da 98USD/ons düşmüş. Buna karşı, ABD’ndeki düşüş %19 ve Kanada’daki de %12 ile sınırlı kalmış. 1995’te ortalama üretim mal oluşu 245 USD/ons iken, bugün ancak yaklaşık 200 USD/ons maloluşlu işletmeler ayakta kalıyor. Mal oluşların biraz daha düşürülebileceği ve bunun için de çalışanların sayılarının daha da azaltılacağı öngörülüyor.
Geri kalanlar da, önceden peşin satışlarla borçlanarak şanslarını denemeye çalışıyor. 1999 sonunda bu firmalar için resmi altın borçlandırması yılda 4710 tona çıkmış. Giderek bu borçlanma da güçleşiyor. 1996’ya kadar altın ön satış faizleri %1.5’tan az iken; daha sonra %2’nin üzerine çıkmış.
Bütün bunlar, altın üretiminin; ama daha çok ta aranmasının hızla düşmesine neden olmuş durumda. ABD’nde, 1996’da 326 ton olan üretim, 1997’de 362, 1998’de 366 tona çıkmış iken, 1999’da 341 tona ve 2000’de 330 tona düşmüş. G. Afrika ve Avustralya’dan sonra en çok altın üretilen yer olan ABD Nevada Eyaletinde de üretim 1998’den bu yana düşüyor.[33]
!980’ler boyunca %5 artan altın madeni üretimi 1988’den sonra azalmış[34]. 1990’lar boyunca yılda %2.2 artan altın üretimi son yıllarda %1 dolayında ancak artabilmiş. Dünyadaki toplam üretim, 1999’da 2540 ton iken, 2000’de 2445 tona gerilemiş. Sidney’de kurulu bir maden endüstrisi araştırma kuruluşu olan AME Mineral Economies’in öngörüsüne göre düşen fiyatların asıl etkisi 2004 ve 2005’te çok daha belirgin olarak görülecek[35].
1999’da, dünyada altın araması çalışmalarına 1998’e göre %55 daha az harcamış : 1.08 milyar dolar kadar. Altın arama harcamaları 1997’de 2.62 milyar dolar iken, 1998’de 1.56 ve 1999’da da 1.09 dolar olmuş. Arama harcamaları, artık az gelişmiş ülkelere kayıyor : İlk sırada %28.3 ile Güney Amerika yer alıyor. Afrika’nın payı %12.6[36].
Avustralya’da 1996-97’de 1,15 milyar dolar olan maden arama harcaması1999-2000’de %41 düşüşle 676 milyon dolar olmuş. Ayanı dönemde altın aramacılığındaki düşüş ise %48.[37] Yine de, maden aramacılığı harcamalarının içinde altının payı %60 dolayında.
Yargı, Bergama-Ovacık işletmesine verilen izinleri durdukça Şirketin yeni açıklamaları olacak. Ancak, hiçbir açıklama gerçeği değiştirmiyor. Bu işletme kârlı değil. Ulusal ekonomiye katkısı söylenenin çok altında. Yarattığı riskler ise ölçülemez boyutta.
Ülkemizin bu sıkıntıyı yaşaması için ekonomik bir neden olmadığı çok açık.
--------------------------------------------------------------------------------
Dipnotlar
[1] Alkin, E., 1993, Ovacık Altın Madeni Projesinin Ekonomik Etkileri, Eurogold Madencilik AŞ
[2] Mining Journal, April 5 1996, v.326, no.8372
[3] http://www.ovacik-altin.com/eu_pl_1.htm
[4] Normandy Mining Limited :Q4 Report on Activities to Shareholders, globeinvestor.com (Nisan-Haziran 2001 arası) ; Normandy Mining Limited :Q1 Report on Activities to Shareholders, globeinvestor.com (Temmuz-Eylül 2001 arası); Normandy Mining Limited :Q2 Report on Activities to Shareholders, globeinvestor.com (Ekim-Aralık 2001 arası)
* 1.9732 AD=1 USD (28 Aralık 2001, MB çapraz kuru)
[5] Talınlı, İ. Prof Dr, 2000, MAI’nin Çevre Boyutu, http://www.antimai.org/kitap/maitop6.html
[6] june 20, 2001, Summary of the EPCRA Section 313 Reporting Requirements and the National Mining, http://www.usepa.gov
[7] USEPA, 2000, 1999 Toxic Release Inventory-public Data Release
[8] USEPA, 1998, Sector Notebook Data Refresh-1992/A-2
[9] Midwest Treeaty Network web sayfaları
[10] http://www.amm.com/ref/hot/ENV0429.HTM.ba_
[11] Normandy Ltd., 2000, Bugün ve 2000’in ötesi
[12] Normandy Ltd, 2001, Bugün ve 2000’in ötesi
[13] Amey, E.B., 1999, Gold, US Geological Survey Minerals Yearbook-1999
[14] http://antigoldgreece.tripod.com/
[15] Duman, İ. 1997, agy
[16] Alkin, E., 1993, agr
[17] Dobra, J.L., 1997, The US Gold Industry 1996, Univ. of Nevada, nevada Bureau of Mines and Geology, Special Publication 21
[18] Clements, K.W. and Qiang, Ye, 1995, Multiplier effects of the Western Australian mining and mineral processing industries, WA Chamber of Minerals Energy web sayfası
[19] Dungan, P., 1997, Rock Solid : The Impact of the Mining and Primary Metals Industries on the Canadian Economy, Institute for Policy Analysis
[20] Global Economies Ltd., 2001, Mining Innovation : An overview of Canada’s dynamic, technologically advanced mining industry, The Mining ***ociation of Canada
[21] Mining ***ociation of Canada, 2001, Facts and Figures 2000, Ottowa
[22] Akşam Gazetesi, 30.12.2000
[23] Akşam Gazetesi, 18 Haziran 2000
[24] Akşam Gazetesi, 20 Mart 2000
[25] Türkiye Gazetesi, 24 Temmuz 2001
[26] Türkiye Gazetesi, 24 Temmuz 2001
[27] NTV, 24 Mart 2002
[28] http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yay.../98RAPOR5.html
[29] World Gold Council
[30] McConvey, D., 2001, Global Supply-a long term view, 2001 Australian Gold Conference
[31] Clement, J., Nov 1 2001, World Mining Overview, E&MJ
[32] Dobra, J.L., 1997, The US Gold Industry 1996, Mackay School of Mines Univ. of Nevada, Nevada Bureau of Mines and Geology Spec. Publ. 21
[33] Driesner, D. and Coyner, A., 2001, Mackay School of Mines Univ. of Nevada, Nevada Bureau of Mines and Geology Spec. Publ. P-12
[34] McConvey, D., 2001, Global Supply-a long term view, 2001 Australian Gold Conference
[35] E&MJ, July 1, 2001, Low Gold Prices Squeeze Production Costs
[36] E&MJ Staff, Jan. 2001, Exploration Expenditure Nearing Bottom of Cycle
[37] AMEC : Essential Mining Statistics 2001
Sosyal Medyada Lütfen Bizi Takip Edin !!!
Youtube Kanalımız (İngilizce) : https://www.youtube.com/user/madenforum/
Youtube kanalımız (Türkçe) : https://www.youtube.com/channel/UCAt...EbGn5AoITEYhw/
Facebook Hesabımız : www.facebook.com/madenrehberi/
Twitter Hesabımız : www.twitter.com/madenciyim/
Bu Konuyu Paylaşın !