Google
 
+ Konuyu Cevapla
Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Ergenekon Hakkında Öğrenecek Çok Şey Var

  1. #1

    Standart Ergenekon Hakkında Öğrenecek Çok Şey Var

    Karartmacılar artık karalamacılık yapıyor.

    Aylarca görmezden geldiler.

    Üstünü örttüler.

    Son günlerde de, dağ mıdır tepe midir, fare mi doğurur yoksa fındık faresi mi diye diye bir hal oldular.

    Ergenekon soruşturmasında nihayet dava aşamasına gelinmesinden rahatsızlar.

    2500 sayfa ve 400 klasörden oluşan iddianamenin bugün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’na teslim edilecek ve sonrasında da kamuoyunda çok daha fazla tartışılacak olması onları galiba ürkütüyor.

    Dosyadaki belgelerden korkuyorlar belki.

    Belki, belgelerde adlarının geçmesi olasılığı tedirgin ediyor onları.

    Ya da zaten Ergenekon’un parçası olduklarının farkındalar ve sorgulanma sırasının er geç kendilerine gelebileceğini seziyorlar.

    Bu kaygılarla saldırı başlattılar.

    Özünde defansif bir saldırı...

    Ergenekon operasyonuna ilişkin haberlere uzun süre karartma uyguladıktan sonra, son zamanlarda, iddianameye karşı adeta ön alma gayretiyle, operasyonu, delilleri, soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz’ü karalıyorlar.

    Çeteden “efsane” diye söz edip efsunlamaya çalışıyorlar hepimizi.

    Sanki Ergenekon çetesi kocaman bir yalan, hakkındaki soruşturma da hükümetin kapatma davasına karşı başlattığı bir tür misilleme harekâtıymış gibi göstermeye çalışıyorlar.

    Siz onlara kanmayın.

    Ergenekon çetesi, üç maceraperest savcının uydurması değil; çeteye karşı yürütülen operasyon da esasen AKP’nin marifeti değil.

    Bu operasyonun bu noktaya kadar gelmesi, arkalarında sınırlı bir siyasi irade desteği olmasına rağmen inatla, cesaretle ve dürüstçe çalışan bir grup yargı ve emniyet mensubu sayesinde oldu.

    Bundan sonra, iddianame, ek iddianame, dava süreci ve olası yeni sorgulamalarla, devletin kilit kurumlarının varlığını yıllardır bildiği Ergenekon çetesinin üzerine gidilir ve derin devletin bu kanlı, karanlık yapısı çökertilebilirse bunda da en büyük pay, devletteki bu “iyi adamların” olacak.



    MİT ARAŞTIRILMASINI İSTEDİ

    Beş yıl kadar önceydi.

    Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başbakanlık’a “çok gizli” bir yazı gönderdi.

    Konusu Ergenekon...

    MİT’in yazısı, devletin içine uzanmış Ergenekon çetesinin şemasını içeriyor ve bu örgütün araştırılmasını tavsiye ediyor.

    2003 tarihli örgüt şemasında, Ergenekon mensubu siyasetçilerin, işadamlarının, gazetecilerin adları var.

    Siyasetçiler arasında bir partinin genel başkanının ismi hemen dikkat çekiyor.

    Çeteci gazetecilerin listesinde bir büyük gazetenin genel yayın yönetmeni, Ankara temsilcisi ve çok popüler bir yazarı göze çarpıyor.

    Ergenekoncu işadamları arasında sanayiciler de var, medya patronları da.

    Bu şahısların adlarının bu belgede yer alması, bilerek ya da bilmeyerek Ergenekon için çalıştıklarının kanıtı sayılamaz.

    Ama şunu gösterir:

    Bugün siyaset sahnesinde,iş âleminde ve medyada hâlâ çok etkin konumlarda olan bir dizi isim, Ergenekon’la bağlantılı olabilecekleri iddiasıyla MİT tarafından Başbakanlık’a rapor edilmiş.

    Kimilerinin “efsane” saydığı Ergenekon hakkında istihbarat toplayan MİT, bu istihbaratı ve şüphelerini beş yıl önce Başbakanlık’a aktarıp araştırılması gereğini vurgulamış.

    Kimseyi töhmet altında bırakmamak için bu belgedeki isimleri yazmayacağım.

    Bu belgenin, 2 Temmuz 2008 tarihinde, Başbakanlık tarafından Ergenekon operasyonunun sorumlularına intikal ettirildiğini söylemekle yetineceğim.



    NÜKLEER, KİMYASAL, BİYOLOJİK

    Ergenekon soruşturmasını aylardır yakından takip etmeye çalışıyorum ve izlenimim şu:

    İddianameyi enine boyuna incelediğimizde, karşımızda silaha ve teröre uzak durmayan bir çete bulacağız.

    Sadece Ümraniye’den, Cumhuriyet Gazetesi saldırısından, Danıştay cinayetinden tanıdığımız türden el bombaları, fünyeler, tabanca ve tüfeklerden söz etmiyorum.

    Örneğin, nükleer, kimyasal, biyolojik silah geliştirme planları yapmış bir çete çıkarsa karşımıza, çok şaşırmayacağım.

    “Nükleer silah üretmek zor ama kimyasal ve biyolojik silah üreterek birçok terör örgütünü kontrol altına alabiliriz” diye plan yapmış Ergenekoncularla karşılaşırsak ürkeceğim...

    Ama şaşırmayacağım.



    PKK, İBDA-C, DHKP-C, HİZBULLAH

    Aynı şekilde, PKK’nın, İBDA-C’nin, DHKP-C’nin, Hizbullah’ın Ergenekon’la dirsek temasında olduğu, Ergenekon tarafından yönlendirildiği, kullanıldığı, hatta kontrol edildiği yönündeki iddialar da sürpriz olmayacak benim için.

    Ergenekon’a “terör örgütü” denmesinin arka planındaki işbirliklerini bir bir ortaya dökebilecek mi bu ilk iddianame, bilmiyorum.

    Ama dosyada, bu işbirliklerine ilişkin bilgi ve belgelerle karşılaşırsak düşüneceğim, ürkeceğim ve çok şaşırmayacağım.

    Danıştay ve Hablemitoğlu cinayetleri, Akın Birdal’a suikast girişimi Ergenekon’a bağlanırsa tüylerim ürperecek; şaşırmayacağım.



    BÜYÜKANIT NE DİYOR

    Zaten biz, şaşırma eşiğini çoktan aşmadık mı bu ülkede?

    Ergenekon’un Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesine uzandığı iddiasından, iki emekli orgeneralin terör örgütü liderliği suçlamasıyla tutuklanması ve yargılanacak olmasından daha fazla ne şaşırtabilir ki bizi?

    Ergenekon’un 1 ve 2 numaralarının muvazzaf subaylar olduğunu öğrenirsek bir gün şok geçirir miyiz dersiniz?

    Ergenekon’u yöneten muvazzaf ya da emekli askerlerin üzerine gidilmesinde, Genelkurmay’ın zımni onayının olduğunu bilmek şaşırtır mı sizi?

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bana Ergenekon soruşturmasını yürütenlerce anlatıldığı üzere, bu operasyon konusunda “Her kime dokunuyorsa üzerine gidilsin, benim ismim geçiyorsa da gereken işlem yapılsın” demişse eğer, buna hayret eder misiniz?

    Peki, eğer orduda, Ergenekon çetesine bulaşmış üst rütbeli muvazzaf subaylar varsa, onların bu operasyon sayesinde er geç tasfiye edileceğini düşünmenin giderek “makul beklenti” sınırları içine çekiliyor olmasına ne demeli?

    Bu beklentinin içerdiği değişim müjdesi, şaşkınlıktan güvene doğru taşımıyor mu hepimizi?



    SİYASİ İRADE NEREYE KADAR

    “Dağ fare doğursun” diye bekleyen Ergenekon avukatlarını bir yana bırakın.

    Sözüm, bu değişim müjdesinin kursağımızda kalmasını istemeyenlere; cinayet işlemeyen, işletmeyen, darbe planlamayan, kaosa bel bağlamayan, temiz bir devleti özleyenlere...

    Bilin ki, Ergenekon operasyonu bunun için bir fırsat sunuyor bize.

    Bilin ki, bu devletin içinde aynı özlemi paylaşan iyi adamlar var.

    Bilin ki, ordunun üst kademesinde de var böyleleri.

    Bilin ki, Ergenekon operasyonuyla yakaladığımız fırsatın tepilmemesi, bu özlemi paylaşan siyasetçilerin daha kararlı bir irade ortaya koymasına bağlı.

    Onun için karartmacılara, karalamacılara rağmen sesinizi yükseltin.

    Sizin oyunuzla var olan ve kapatma davalarıyla, darbelerle değil, son tahlilde yine sizin oyunuzla yok olmaya mahkûm siyasetçileri göreve çağırın.

    Ergenekon operasyonunun yarıda kesilmemesi için kararlı davranmaya zorlayın onları.

    kaynak:taraf gazetesi Yasemin Çongar'ın yazısı
    www.taraf.com.tr
    Maden Mühendisi
    İrfan SAYAR
    http://www.madenciyim.com/forums/showthread.php?t=190
    www.fenermadencilik.com

  2. #2

    Standart

    OCAK sonu bu köşede ’İkinci Öz’ başlıklı bir yazı yazmıştım. ’Ergenekon sorgulaması’nın başına Zekeriya Öz getirilince soyadlarının aynı olmasından yola çıkarak, 30 yıl önce benzer bir davayla Doğan Öz’ün uğraştığını hatırlatmıştım.

    ’Şiddet eylemlerini kışkırtan bir örgütün devlet aygıtını kendi amacına uygun bir şekilde dönüştürmeye çalıştığını’ söyleyen bu aydın savcı, Kontrgerilla’yı keşfettikten 2 ay sonra öldürülmüştü. 30 yıl kaybeden Türkiye’nin önünde yeni bir şans vardı şimdi...

    Beni hedef göstermişsiniz

    Yazım yayımlandıktan 1 ay kadar sonra savcılığa davet edildim. 26 Şubat’ta Beşiktaş’taki cumhuriyet savcılığına ifade vermeye gittim. Tanıştığımızda Savcı Öz, oturduğu koltukta dosya okuyordu. Dosyanın içinde ’İkinci Öz’ yazım olduğunu fark ettim. Memnuniyetsiz bir yüz ifadesiyle doğrudan lafa girdi:

    ’Beni hedef göstermişsiniz’ dedi. ’Tersine’ dedim, ’...geçmişteki deneyimler ışığında ve bu davanın selameti açısından iyi korunmanız gerektiğini düşünüyorum. Bunun Türkiye için bir umut olabileceğini yazdım.’ Yazının niyeti konusunda aynı görüşte değildi. Dışişleri Bakanı’nın ’Bu davaya dikkat’ demecinden sonra Ergenekon savcılığına atandığı yolundaki (daha sonra düzelttiğim) satırlarımı da iddiasına kanıt olarak gösteriyordu. Ama ilginçtir, oraya bu konu için davet edilmediğimi söyledi. Asıl davet gerekçesi, bugün soruşturduğu çetenin adını taşıyan bir kitaba 10 yıl önce imza atmış olmamdı. Celal Kazdağlı ile birlikte yaptığımız ’Ergenekon’ araştırmasıyla ilgili bilgi almak istiyordu. ’Ne biliyorsak, hepsini kitapta yazdığımızı’ söyledim. Orada yazılı olanları kısaca özetledim.

    Mahrem bilgileri o gün dinledim

    Laf açıldıkça, bir savcı ile bir avukatın da tanıklık ettiği bizim ’ifade’, ’derin’ bir sohbete dönüştü. Ben az konuştum. 2.5 saat süren bu sohbetin yaklaşık 2 saatinde Savcı Öz, Ergenekon soruşturmasının ayrıntılarını anlattı. O gün için 125 klasörü bulmuş bu davanın en hummalı safhasında bana 2.5 saatini ayırabilmesine şaşarak ve gözümü 2.5 saat boyunca sürekli çektiği tespihinden ayıramayarak anlattıklarını dinledim. Veli Küçük’ün gözaltına alınmasından Emniyet’in tavrına, ’AKP içine yerleştirilen casus’tan yabancı istihbarat örgütlerinin ajanı olarak fişlenen gazetecilere, bayrak mitinglerinin ardındaki isimlerden Danıştay saldırısının tahkikatına, Sabancı cinayetinden Dink suikastına, örgütün TV kanalı açma ve kimyasal silah üretme projesinden, mafya içindeki bağlantılarına, üs haline getirilmiş kiliseden, ’iddianame açıklanınca kopacak kıyamet’e kadar uzandı sohbet... Savcı Öz’ün anlattıkları sayesinde 6 ay sonra ancak bugün ortaya çıkacak bazı mahrem bilgilere, o gün sahip olma şansına kavuştum. Bir gazeteci için ne büyük fırsat... Ama orada gazeteci mi, zanlı mı olduğumun henüz ayırdına varamamıştım.

    2 kitabı birbirine karıştırmış

    Nitekim sohbetin bir yerinde ’tanık’lıktan ’zanlı’lığa doğru evrildiğimi hissettim. Savcı Öz, tutuklulardan birinin ’O kitabı Can Dündar’a, Veli Küçük yazdırtmış’ dediğini söyledi. Hayret dolu bir gülümsemeyle ’Neden yazdırtmış bana?’ diye sorabildim. ’Örgütü olduğundan küçük göstermek için...’ dedi. Vay canına! ’Amaç buysa nasıl oluyor da bu kitapta dönemin Başbakan’ın ’kirli işler’ için kurduğu bir özel bürodan, örgütün ordu ve Emniyet içindeki bağlantılarından, İçişleri Bakanı’na uzanan kollarından, Cumhurbaşkanı’nı teslim alan derin ilişkiler ağından söz edilebiliyor?’ diye sordum. ’Biz de o iddiayı ciddiye almadık zaten’ dedi, ama suçlama devam etti: ’Burada tutuklu bulunanlardan birkaçıyla da kitap için röportaj yapmışsınız.’ ’Kimmiş onlar?’ dedim. Hatırlayamadı. Kitapta röportaj yaptığımız isimleri saydım, ’Yok, onlar değil’ dedi. Sonra ’Belki Hulki Cevizoğlu’nun kitabıydı’ diye düzeltti. Yanlış hatırlanan bir kitaptan dolayı suçlanmaktan kıl payı kurtuldum böylece... Herhalde yorgun olduğundandı.

    Soruşturma bütün hayatını değiştirdi

    Günlerdir dosya okumaktan bitap düşmüştü. Koca soruşturmayı 3 savcı götürüyorlardı. Başka bir hayatı kalmamıştı. Bu arada annesinin kalp rahatsızlığına çok üzülmüştü. Ayrılırken kolaylıklar diledim. Bir ay sonra soruşturmadan aklandığımı öğrendim. Savcılıktan çıkarkenki fikrim, girerkenki tahminimden bir hayli farklıydı." Can DÜNDAR (Hürriyet)

  3. #3

    Standart

    Sayın Vacs..
    Ya bu asırı da kaybedeceğiz yada bu asır türk milletinin asrı olacak. Ama bu işi siyasallaştırmadan hukuka saygı duyarak çözersek. O, bu, şu demeden herkesi sorgulayabilen savcılara iftiralar atmayalım. Gördüğüm kadarıyla devlet bağırsaklarını temizliyor. İddianameyi hazırlayan cesur yürek savcıları ve Sayın ÖZ'ü saygıyla selamlıyorum, Tarih sizleri altın sayfalarına altın harflerle kaydedecektir.

  4. #4

    Standart

    Yüzeysel bakışlar geçmişte olduğu gibi yine bizi geride bırakmaya devam edicektir. yıllar önceki, suikate kurban giden Sayın Öz'ü bende selamlıyorum bu yenisine ise söylecek lafım verecek selamım yok.
    Şu 2 şeyi birbirinden ayırt etmek lazım, devlet içindeki muhaliflerimi temizliyor, devleti devlet yapan olgulardan mı kurtulmaya çalışıyor! Bugün itibariyle zaten hükümetle uğraşmaya gerek yokken neden darbe iddaları var? Uğraşmaya gerek yok derken şunu kastediyodum, tüm ak parti ve mhp milletvekilleri anayasa mahkemesinin türban kararının gerekçesini açıkladıktan sonra zaten çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacaklar. Muhtemelen vatan haini olarak yargılanırlar(şahsi görüşüm). Durum bu iken ergenekon kod adlı örgüt niye devlet ve hükümet alehine bi darbe planlasın? Ecevit hükümetine de aynı iddalar var, buna inanırım çünkü o zamanlar musul ve kerkükün rödövans antlaşmasının bittiği yıla denk gelir, ve ecevit antlaşmayı yenilemedi, dış güçler onu iktidardan indirmek için bir komplo hazırlamışlardır, peki bu süper savcılar o zaman nerdeydi? ergenekon dünkü bir oluşum değil 30 yıllık mazisi var! Dahada trajik olan bugün asalanın pkk gibi başımıza bela olamayışı susurluk çetesi diye adlandırılan devletin kiralık katilleri sayesindedir. A.Çatlı ve arkadaşları tüm liderleri avrupanın çeşitli ülkerinde öldürmüştür. Yöntem doğrumudur yanlışmıdır buna benim aklım ermez ama ben olsam bu yolu seçmezdim. Yalnız sonuç olumlu asala bitti! Şimdi bunlar suçlumudur kahramanmıdır? Acaba o kazayı yapmasalar pkkyıda bitirebilirlermiydi? Ergenekon çökertilmese acaba türkiye'de dini sömürmeye dayalı siyaset yapanlar barınabilecekmiydi? Veya bu adamlar 30 yıldır ne için hazırlanıyor? Türkiyeden ne istiyorlar? Tüm tutukluların mal varlıklarını toplasan bi başbakan olamıyorlar, e bu adamların dertleri para değilse ne? Niye çıkıp legal yollardan duyurmadılar seslerini? Yoksa milletimiz bunu anlayamaz mı dediler? Veya gerçekten anlayamazmıyız acaba? ben bu davada herhangi bir tarafı desteklemiyorum sadece anlamaya çalışıyorum. Yardım edin birlikte bir sonuç çıkartalım. İyi çalışmalar.

  5. #5

    Standart

    Olay çok açık

    İtalya'daki Gladio'nun Türkiye versiyonu bir yapılanma Ergenekon. İtalyadaki soruşturma 4 yıl sürmüş ve 4.150 kişi gözaltına alınmış. İçlerinde başbakan, bakanlar, üst düzey bürokratlar ve rütbeli ordu mensuplarının olduğu bir yapılanma olduğu görülmüş. Sonuçta savcı bunların gözünün yaşına bakmamış ve dava hukuk kuralları içerisinde sonuçlanmış, bu kişiler ağır cezalar almıştır. Bizdeki yapılanma belki ondan daha derin ve örgütle ilişkili kişi sayısı çok daha fazla.
    Temennim bu örgüt çökertilir ve daha güçlü Türkiye'nin önü açılmış olur. Diğer ihtimali düşünemiyorum bile..
    Objektif baktığımız zaman bu gerçekleri herkesin görebileceğini düşünüyorum.

  6. #6

    Standart

    Ben de şunu soruyorum acaba gerçekten objektifmi bakmamız gerekiyor. Yargı bağımsızdır, savcılar cesurdur, hakimler yasaları adil uygular mı? Yoksa tersimi? Burada dedikodular sadece dedikodu seviyesinde en iyisi ankaraya gitmek, orada daha gerçekçi birşeyler gelir kulağımıza belki! İlginç birşey duyarsam paylaşırım. İyi çalışmalar.

  7. #7

    Standart

    Atilla Pamirli’nin yorumu

    Ergenekon iddianamesi nihayet yargı sürecini başlattı. Ortalık toz-duman… Kafalar karışık, yorumlar sakil ve konuşanların her biri bu karmaşayı biraz daha artırıyor.

    Ergenekon davasının, bu kadar ses getirdiği kadar demokrasiyi güçlendirecek bir sonuca ulaşacağından kuşkuluyum. Niçin?

    Çünkü "darbeci" oldukları iddia edilen generallere karşı hukuki eylem ancak 4 yıl sonra gündeme geldi. Üstelik onların bu girişimlerinden hükümet kadar haberdar olduğu açık olan Hilmi Özkök, bugün bu konu sorulduğunda "ne var, ne yok derim" gibi çok ilginç bir cevap verebiliyor. Yani, bilgisi olmasına rağmen, eğer doğruysa bir darbe girişimine karşı hukuki süreci başlatmadığını ima eder gibi… Peki Özkök hakkında ne yapılacak şimdi?

    Bu dört senede neler olup bittiğini hatırlayın. Bu süreçte olanlar sadece Ergenekon ve bu generallerle mi ilgiliydi? Mesela geçen sene hükümete muhtıra verildi. Muhtırayı verenler bu tutuklu generaller değildi. Şu anda hâlâ görev başındaki generallerdi. Buna ne demeli? Onlara ne yapıldı?

    Daha bir yıl önce Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanı seçimleriyle ilgili 367 kararını verdi. Baykal, "eğer yanlış bir karar verilirse iç savaş çıkar" diye o zamanlar Mahkemeyi tehdit bile etmişti. Karar AKP aleyhine çıkınca askeri, sivili aynı kesimler artık herkesin ne anlama geldiğini iyi bildiği bir "hukuka saygı duymak gerekir" cümlesini kullanmışlardı. Bunun üzerine seçimler yapıldı. AKP güçlenerek çıktı. Gül de cumhurbaşkanı oldu. Bunun üzerine AKP'ye kapatma davası açıldı.

    Yani, bir karşı kaleye gol atma çabası başından beri sürüp gidiyor.

    Ergenekon ve darbeci generaller iddialarına bu olup bitenler açısından bakılsa, bu sürecin sonunun ülkemizdeki halk iradesinin önünü açmaya yönelik cesur bir adım olmadığı açığa çıkar. Hatta gerçek demokrasi şansını ortadan kaldıran bir oyun görüntüsü var.

    Bu işlerin askeri kademelerin şekilleneceği 30 Ağustos'tan önce görülüyor olması da ilginç. Görünen o ki, ordu içinde bir tasfiye yapılmakta. Hükümet ise hariçten menfaat ummakta. Yoksa ne geçmiş, ne de gelecek generalleri hukuki alanlarına çekecek bir durumda değil. Gerek siyasi olarak, gerekse henüz medyanın açıklamadığı yolsuzluk iddiaları nedeniyle düştüğü güçsüzlük yüzünden. Böyle bir iktidar hangi esaslı temizliği yapabilir?

    Şu açık: Ülkemizde darbeler ancak ABD icazetiyle yapılabilir. Bu hâlâ böyledir. Ulusalcı olanı için de, olmayanı için de böyledir. ABD'ye dikkat edin, başından beri "hem nalına, hem mıhına" anlayışıyla gidiyor. Bir yandan hükümetin sözümona "temizlik atağını", bir yandan da "ulusalcılık" gibi garip bir yaftayı taşıyan grupları destekliyor…

    Bir takım kişiler Ergenekon'u şöyle yorumluyorlar: ABD ülkemizde nihayet darbeci geleneği tasfiye ediyor, demokrasiye yol veriyor. Bu hüküm kısmen doğru. Evet, küresel sermayenin önündeki yargı engelini kaldırmak için bu isteniyor. Ama öte yandan ABD'nin İsrail ile planladığı bölgedeki yapının değiştirilmesi konusunda ise, ordunun siyasetin üzerinde bir "kısayol" olarak elde tutulması esas. ABD ordunun siyasi bir güç olarak devamından vazgeçmiş değil. Vazgeçmez. AB'nin romantik demokrat tavrı ise, orduyu kontrol edemediği için hükümete destek vermesinden ibaret.

    Hükümet 6 yıl gibi inanılmaz uzun bir sürede ne ordunun vesayetini, ne de düzenin karanlık ve kirli odaklarını kaldırabildi. Tam tersine, nisbeten temiz geldi, bayağı kirlendi. Bu işten bir şey çıkmayacağının en büyük göstergesi de budur. Şimdi AKP'nin kapatılması kararından yerel seçimlere kadar olan sürece dikkat edelim. ABD'nin bölgede yaptıracağı işler konusunda hükümetle asıl pazarlık süreci bu zaman olacaktır.

    Unutmayalım: Yolsuzluk ve kirliliğin esas olduğu bir düzende, bir takım grupların "temizlenme" çabası, mutlaka yolsuz ve kirli bazı odakların rakiplerini tasfiyesi demektir. Ergenekon dedikleri şey de sakın böyle bir şey olmasın?


    Kaynak: Dunya Bülteni, 15 Temmuz 2008

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

MMORPG Games Theme - By SiteFTW.com

20.07.2008 Tarihinden İtibaren Sayfa Görüntüleme Sayısı

Granit Küp Taş Granit Granit Granit Küp Taş Granit Küp Taş Bazalt Granit Mermer Maden İlan Haber Forum Maden İnşaat Firma Bims Bazalt Andezit Kayrak Küp Taş Granit Küptaş Granit Küp Taş Küptaş